28.4.06

ERDOĞAN EKONOMIDEN ANLAMIYOR – PROGRAM ALARM VERIYOR


“Türkiye ‘takır takır’ borc odeyen ulke haline geldi diyen Erdoğan ekonomiyi basite indirgiyor…”


Erdoğan’ın Istanbul taksi şöförlerinin birebir yansıması oldugunu Mersin’li ciftciye ‘Artistlik yapma lan, al ananı da git burdan’ dediğinde anlamıştık. Ama bir onemli benzerlik daha var: her şeyi bildiğini sanması. Hoş tabi bu sadece taksi şoforlerine değil, tüm Turk milletine ve dolayısıyla bu yazıyı yazan şahsıma da ait bir tavır. Fakat Başbakan olmanın getirdiği sorumluluk kisiyi bu tarz yaklasımlardan arınma ve bu tip duşuncenin getireceği ciddi kotü kararları engellemeye zorlamalı. Erdoğan bu konuda başarısız, stres kat sayısı artınca kontrolü kaybedip olgunlaşmamış aciklamalar yapabiliyor. Ozelikle makroekonomi gibi anlaşılması çok çok zor olan teknik konularda durumu basite indirgeme yaklaşımı çok ciddi pişmanlıklara sebep olabilir. Erdoğan’in bu tavrını Türkiye’nin makroekonomik dengeleriyle ilgili yaptığı tamamen olumlu yorumlarda net bir şekilde gorebiliyoruz. Evet, Türkiye son yıllardaki gorüntüde borçlarının finansmanını kolaylaştırmıştır, fakat bu finansman kolaylıgı kesinlikle uzun vadeli bir ekonomik ferahlamanın garantisi degildir. Evet, Turkiye bütce planlamasında başarı goştermistir fakat cari açık gitgide büyümekte ve hatta o rahat rahat odediğimiz borç havuzu da her geçen gun genişlemektedir. Petrol fiyatlarının 75 dolari gorduğu bu gunlerde, makroekonomik planlama yapan, Türkiye gibi petrol bağimlısı ulke stratejistleri diken ustunde olmalıdırlar, çunku işin gerçeği şu ki Türkiye’nin borç finansmanında piyasalara akan sıcak paranın ciddi bir etkisi var ve eger işler kuresel duzeyde ters giderse bu paranın goreceli olarak riskli bir pazar olan Türkiye’den yavaş yavaş uzaklaşması kaçınılmaz. O yuzden atılmasi gereken mutlak adımlar, iş imkani yaratma ve sıcak paradansa fabrikalara ve gerçek yatırımlara donuşen sermayeyi kuralıyla ulkede tutmaktır. Ekonomik program yapmak kolay bir iş degildir ve hata kaldırmaz. Hatırliyoruz ki Abdullah Ocalan’in yakalanmasıyla iktidar olan DSP, ekonomik kriz sonrası yuzde birden daha az oy alabilmiştir, bu tarz bir olayı ne AKP nede Turkiye bir kere daha kaldırabilir. Tabi birde beklentiler meselesi var. Benim bu yazıyla yapmayı amaçladığım kesinlikle kriz pazarlamacılığı yapmak, eğer işler kotu giderse bakın ben demistim diyebilmek değil. Bilinmelidir ki beklentiler ekonomiyi bire bir etkiler, kısacası hepimiz bir kriz bekler olursak, kriz kaçınılmaz olur. Muhalefet partilerinin kriz soylentileri uzerinden AKP’yi baltalama girisimi bu ulkeye ihanet olur diye dusunduğum icin ben kesinlikle bu anlamda yorumlar yapmayı hedeflemedim. Tek amacım Erdoğan’in kendini aşan konuları aşiri basite indirgeyerek halka zarar verebileceginin altını çizmek ve kendi çapimda bir uyarı gondermek...

Erdoğan, Ali Babacan gibi işinin ehli kimselerle çalışmanın meyvelerini bir yere kadar topladı diyebiliriz. Fakat unutulmamalıdır ki Ali Babacan’da dahil tum profesyoneller etki altında kalabilir, hata yapabilir. Bunun en açık orneği ise Merkez Bankası başkanlığı pozisyonuna atama yapılmasinda geç kalınması ve AKP’nin ozerkligi bir numaralı onceligi olan bu kuruma kendi siyaset cizgilerine yakin bir kimseyi yerlestirme istegine karsi Babacan’ın farklı bir tavır sergileyememesidir. Serdengecti’nin tekrar atanmaması buyuk bir hata oldugu gibi, atamanın yaklaşık bir ay geciktirilmesi ve sonucunda skandala donuşmesi kabul edilemeyecek bir durumdur. Hele hele Al Baraka Turk başkanını bu pozisyona getirmeye kalkmak bu isi yeterince ciddiye almadıklarının bariz bir gostergesidir. Merkez bankasi ataması ile turban tartısmasının yollarının kesişmesi tesaduf olamaz ve medyanın suçu degildir, suç tumuyle hukumetindir. Umuyorum ki yeni atanan merkez bankasi baskanı bu gorevi layıkıyla yerine getirir ama ben bunun yapilabilecek an iyi atama olduğu kanısında degilim ve Turk milletinin kaderine tesir edecek bir konuda hukumet en iyisini yapmaya mecburdur, yapmadıysa hatalıdır. Erdoğan bu konuyu da kendi oyun alanı olan siyasete ve demogojiye dokerek milletin gozlerine perde cekmistir ama unutmayalim ki ruzgar eken, fırtına biçer.

Mustafa Domanic

25.4.06

Açık Görüş pekçok değişik siyasi düşüncenin ifade edildiği bir forumdur.

Cumartesi akşamı (22 Nisan'ı 23'üne bağlayan gece) benim Chicago'yu ziyaretim sırasında hem Serim hem de Mustafa arkadaşımızla ayrı ayrı ve hep beraber görüşmek fırsatı oldu. Halihazırda yazmış olduklarımızdan aşikar değilse bir kez daha tekrar etmekte fayda var ki bu blog'un yazarları arasında siyasi, ideolojik, vs. bir görüş birliği yok. Hatta kendi adıma konuşmak gerekirse benim değişik konulardaki görüşlerim dahi herhangi bir siyasi platforma yakınlık arz etmiyor. Bazı konularda 'sol' bazı konularda 'sağ' bazı konularda ise Türkiye siyasetinde var olmayan görüşler öne sürebilirim ve sürüyorum da... O yüzden blog'umuzu topyekün solcu veya sağcı, liberal, muhafazakar, milliyetçi, vs. şekilde adlandırmak yanlış olur. Bu da böyle biline...

21.4.06

Hukuk devletinin bittigi yer

Yine modern bir hukuk devleti olark dusundugumuz Turkiye de olamayacak dedigimiz olaylar olmaya devam ediyor. Ne yazik ki Semdinli Iddanamesi ile gundeme damgasini vuran Van Savcisi Ferhat Sarıkaya Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafindan meslekten ihrac edildi. Bu karar bundan sonra Silahli Kuvvetler ile ilgili herhangi bir sorusturma yapacak savcilarimizi nasil etkileyecektir artik bunu siz dusunun. Semdinli olaylarinda Silahli Kuvvetlerimizin parmagi olsun veya olmasin, Van savcisinin Genelkurmayin cesaretlendirmesi ile afaroz edilmesi TSK yi tohmet altinda birakmaya yetecektir.

28 Subat doneminde saga sola delilli veya delilsiz iddanameler savuran Nuh Mete Yuksel ve Vural Savas lar kahraman ilan edilirken, Van savcisi Jandarma dan rapor istiyor ve bir komutan in adini iddanamesinde kullaniyor diye meslekten ihrac edilebiliniyorsa, politik iklimin ve "dokunulmaz" ordumuzun yargiyi nasil etkiledigi sanirim artik gozler onune serilmistir. Yargi sistemimiz iflas alarmini bu olay vermiyorsa acaba halkimiz ve hukumetimiz ne zaman uyanacak?

Gercek bir hukuk devleti olamadikca ne yaparsak yapalim ne demokrasi, ne insan haklari, ne de ekonomi konusunda gercek bir ilerleme kaydedilemeyecek ve cikarilan kanunlar, yapilan tasarilar hep hayali bir ilerleme hissi vermekten oteye gecemeyecektir. Hukumetler veya gucu elinde bulunduran elitler yargiyi istedikleri gibi yonlendirdigi surece Turkiye de hicbir kimse veya kesim yarginin haksiz muamelerlerden muaf olmayacak ve bugun yargiyi maşasi olarak kullananlar birgun ayni yozlasmis adaletin kurbanlari olacaktir.

3.4.06

Sokaga dokulen herkes terorist mi?

Yine Turkiye sokak gosterileri ve catismalari ile calkalaniyor. Herkesin kafasindan bir ses cikiyor, bazilari kafa koparmaya, bazilari ise bu olaylardan politik rant edinmeye calisiyor, bu yuzden AB surecini durdurmak isteyenler bile var. Bakin Fransa da once azinliklar sonra da universite ogrencileri sokaklara dokuldu, polis ile catisti, arabalari, dukkanlari yakip yikti ama Fransa devleti bunlari terorist ilan etmedi ya da hapise atmadi. Tabi ki PKK gibi bir orgutun sempatizanlari veya gerillalari yakalanmali ve cezalandirilmalidir ancak her vatandasimiz, her iscimiz, ogrencimiz gibi Kurt vatandaslari da sorunlarini demokratik haklarini kullanarak dile getirebilmelidir ancak tabi ki provaskasyonlara kapilmadan, siddedete basvurmadan. PKK ile Silahli Kuvvetlerimiz arasindaki catismadan en buyuk kaybi goren bolge halkidir, ve catismalarin, cenazelerin yeniden cogalmasinin yarattigi umutsuzluk ve psikoloji anlasilmalidir. Olaylarin baslama sebebi 14 PKK mensubu gencin oldurulmesi ile baslayan infial, yani PKK nin provakasyonu, ama olaylari buyumesine sebep olan mudahale sirasinda 6 kisinin daha hayatini kaybetmesi, yani devletin provakasyonu, hala surmesini saglayan ise sorumsuz, dusuncesiz aciklamalardir. Bu olaylara daha baskici, sert politikalarla karsilik verilirse, OHAL donemine geri donmemize, Sener'in de soyledigi gibi Turkiye nin bir 10 yil daha kaybetmesine ve PKK nin guc kazanmasina sebep olacaktir.

Burda kesinlikle yapilmamasi gereken yalnis, sorunlarin kokeni yerine sonuclari uzerinde durmaktir. Burda PKK nin provoke etmek istedigi sadece bolge halki degil ayni zamanda Turkiye Cumhuriyeti devletidir. PKK( KADEK) gibi orgutlerin butun uyeleri yakalansa veya etkisiz hale getirilse bile Turkiye'de ki Kurt sorunu devam edecektir. A.B.D. nin yaptigi yanlisa dusup terorizmi daha fazla terorizm ile bitirmeye calisirsak karsimizda daha guclu ve daha azimli bir dusman bulacagimiz kesindir.

Daha once de Kurt sorunu ile ilgili yazilarimizda eskiden Turkiye de Kurt isminin bile agiza alinmadigini ve son yillarda onemli gelismeler oldugunu ama daha somut adimlar atilmasi gerektigini soylemistik. Artik hukumetin ve Turkiye Cumhuriyeti Devletinin Kurt vatandaslari ile birebir bir diyaloga girmesi gereklidir. PKK ile diyaloga girilmek istenmiyorsa da Kurt sorunlarina duyarli ve bolgede genis bir tabani olan DTP(DEHAP) ile diyaloga girilebilinir. Provakasyonlara, kimyasal silah gibi dedikodulara zemin yaratmamak icin bolge halki ile Ankara arasinda saglikli bir iletisim olmasi, yapilan ve dusunulen reformlarin halka anlatilmasi gerekli. Ingiltere'nin Kuzey Irlanda ve IRA sorunu, Ispanya'nin Bask ve ETA sorunu hep sonunda diyalogla cozuldu. Umariz bu olaylar gittikce zemin kaybeden PKK nin son cirpinislaridir ve yerini demokratik bir tabanda bariscil ve akilci eylemlere ve soylemlere birakir. Cunku sundan emin olalim ki siddet daha fazla siddeti ve herkes icin daha fazla aciyi doguracaktir. Herkesin sakinlesip derin bir nefes almasi ve ofke ile degil mantik ile hareket etmesi gerekiyor.

Türkiye'de Neler Oluyor? PKK eylemleri çığrından çıktı...

http://www.milliyet.com.tr/2006/04/03/guncel/axgun01.html
http://www.milliyet.com.tr/2006/04/03/son/sontur04.asp
http://www.milliyet.com.tr/2006/04/03/yazar/dundar.html
Türkiye'de neler oluyor? Şemdinli olaylarıyla başlayan şiddet ve terör silsilesi, 'sakin geçti' diye sevindiren Nevruz'un ardından Diyarbakır'daki PKK cenazelerinden sonra çıkan olaylarla ve şimdi İstanbul'un göbeğinde PKK'nın ateşe verdiği İETT otobüsleri ve Dolapdere'deki linçli gösteri eylemleriyle devam ediyor. PKK 1999'da mağlup edilmemiş miydi? Son beş-altı yıldır nasıl oldu da PKK böyle birden geri gelebilecek güce erişti? Üstelik AB uyum yasaları çerçevesinde Kürtçe'nin serbest bırakılması gibi demokratik haklar verildiğinde tabanı erimesi, iyice yok olması gereken etnik ayrılıkçı terör ne oldu da birden bu kadar azdı? Üstelik iktidarda Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da DEHAP'ı mağlup etmiş, Van'da bile seçimi 50% oyla kazanmış bir AKP hükümeti var, yani Türkiye'nin Batısını Doğusunu Ortasını Kuzeyini Güneyini sandıkta birleştiren bir hükümet var. Bütün bu koşullar terörün azalmasını, DEHAP'ın da tabanını büsbütün kaybetmesini gerektirmez mi? Yoksa bu son eylemler, tabanını ve varlığını kaybetmek üzere olan bir örgütün can havliyle, tabiri caizse 'ölmeden önce verdiği son nefesler' mi? Umalım ki öyle olsun, 1990'lar gibi 2000'li yıllar da terör yüzünden Türkiye halkına zehir olmasın, kayıp bir 10 yıl daha geçirmeyelim...

20.3.06

Irak Savaşının içyüzünü aydınlatan muhteşem bir makale: "The Israel Lobby"

Irak Savaşının ve ABD'nin anlamsız Ortadoğu siyasetini açıklığa kavuşturan muhteşem bir makale. Chicago Üniversitesinin en önde gelen siyaset profesörü (benim de eski danışman hocam) John J. Mearsheimer ve Harvard Üniversitesi Kennedy School of Government'ın dekanı Stephen Walt'tan 'The Israel Lobby'. Mutlaka okunmalı, okutulmalı. Göz açıcı, harika bir eser.

http://www.lrb.co.uk/v28/n06/mear01_.html adresinden okuyabilirsiniz.

9.3.06

Rahat Birakin Pasalarimi

Bir hafta once 28 Subat'in yildonumu ile ilgili yazilari aktardik, hemen akabininde Semdinli olaylari ile ilgili iddianame gundeme geldi. Org. Buyukanit'in isminin iddianame de gecmesi ile bir kasik suda firtina koparildi, komplo teoricileri calismaya basladi ve bir kriz yaratildi. Sonucta bu kriz hala 28 Subat zihniyetinden siyrilamamis oldugumuz anlamina geliyor.

Ordumuz kendi icindeki pisliklerin farkinda ve var gucu ile bunlari temizlemeye calisiyor. Artik sik sik yargilanan generaller, albaylar goruyoruz. Ancak nedense bunu disardan birileri yapmaya kalkinca butun askeriye emeklisi, aktifi ile ayaga kalkiyor. Aslinda asil temizlenmesi gereken Guneydogu Bolgesi ve burda artik kemiklesmis ve askerin de icinde bulundugu derin devlet cetesi. Bu bolgede gorev yapan askerlerin kendi anlatiklarindan biliyoruz ki kacakcilik burda asker himayesi altinda devam ediyor. Guneydogu bolgesi teror ile mucadeleden dolayi hassas bir bolge oldugu icin burda ne yazik ki kapsamli bir temizlik yapilamiyor. Semdinli olaylari sadece bunun su yuzune cikan bolumu ve arkasinda kisisel nedenler mi, bir hesaplasma veya uyusturucu, kacakcilik gibi baska nedenler mi var su anda bilmiyoruz ve belki de hic ogrenemeyecegiz.

Ne yazik ki bizim devlet ve asker kulturumuzde ta Tanzimat donemine dayanan askerin hukumetin, hukukun hatta devletin ustunde oldugu ve aslinda butun bunlarin garantoru oldugu kanisi var. Devlet icinde devlet gibi, bagimsiz gorev yapan, ne Avrupa da ne de dunyanin diger gelismis demokrasilerinde olmayan Genelkurmay Baskanligi bunun en guzel ornegi. Hele hele "gizli anayasa" denilen Milli Guvenlik Belgesi ni demokratik bir hukuk devletinde anlayabilmek daha da zor. Askerlerimiz bu otoriteye ve otonoma o kadar alismilar ki herhangi bir mudahaleyi bagimsizliklarina hatta varliklarina bir tehdit olarak gorup, var gucleri ile engellemeye calisiyorlar.

Tabi ki bu iddianame de Sayin Buyukanit'a karsi ciddi bir suclama yok ve savcinin isguzarligi sozkonusu, ama 28 Subati da destekleyen bazi cevreler, yine kan kokusu alip olayi bir krize donusturmeyi basardi. Caresiz Deniz Baykal ise CHP gelenegini olan askere umut baglamayi surdurup, "sivil darbe girisimini onledik." gibi anlamsiz aciklamalar yaparak bu krizden bir pay cikarmaya calisti. Bu son sacmaliklari ile partisini yuzde on barajinin altina itmemistir insallah. Ama daha da onemlisi yargi reformunun ne kadar gerekli oldugunu bir kez daha gorduk.

Hukumet ise ne yapacagini sasirmis durumda ve sanki sucluymus gibi ozur dilemeye calisiyor. Biraz basiretli olsalar, iki yuzluluk yapmasalarda bu sefer gercekten yarginin isine karismasalar iyi olacakti ama ne yazik ki hukumet de farkinda ki hala demokrasimiz pamuk ipligine bagli, hala emekli veya aktif herhangi bir pasa aciklama yapinca yer yerinden oynuyor, hala askerler gunluk politik konularda aciklama yapma geregini duyuyor, bu yuzden krizler cikiyor, borsa bile dususe geciyor.

Ulkemizde askere karsi buyuk bir saygi var ve bu kotu birsey degil ama askere saygidan once demokrasiye ve hukuk devletine sahip cikmak gerekli. Artik 83 yillik Turkiye Cumhuriyetinin ordunun himayesine ihtiyaci olmayacak kadar saglam olmasi gerekli. Yoksa bosuna mi o Cumhuriyetimizin 75. yili reklamlari televizyonlarda, gazetelerde yayinlandi, askerler sivillerle ele ele kol kola yurudu? Pasalarimiz artik politikayi, egolarinizi, rejim muhafizligini bir kenara birakin ki sizi de rahat biraksinlar ve demokrasimiz de, milletimiz de, devletimiz de rahat bir nefes alsin.

28.2.06

28 Subat'ı unutma, unutturma!

Eski Cumhurbaskanimiz ve 28 Subat'in tetikcilerinden Suleyman Demirel yine yakin tarihimizde kara bir leke olan "28 Subat sureci"ile ilgili inciler dokmus. Tabi ki bu yildonumunu, sivil toplum demokratik haklarina sahip ciksin, baska darbelere izin vermesin diye hatirlamak, tartismak ve ilgili olanlari ifsa etmek yazarlara ve tarihcilere dusen bir gorev ama acaba onlar gorevlerini layikiyla yapabiliyorlar mi?

Bu olayin icindekiler, taniklari konussun veya gizli kayitlar ifsa edilsin de bunun nasil bir askeri darbe olduguna veya olmadigina birakin isbirlikcisi Demirel degil de kamuoyu karar versin. Uzerinden 9 yil gecmesine ragmen birakin anayasal suc isleyenler hakkinda yasal islem yapilmasini, Bati Calisma Grubu, Cevik Bir'in faaliyetleri, basin ile ordu liskileri gibi onemli konularda konusulmuyor bile. Kimse gecmiste kalmis yaralarin desilmesini istemiyor ama gerceklerinde tum ciplakligi ile kamuoyunun gozu onune serilmesi, bu gibi sureclerin bir daha tekrarlanmamasi icin sart.

Dun Sabah'da, bugun de Radikal'de iki yazar konuya degismis:

Mehmet Altan

Yarın 28 Şubat


Sülalesinin yargiya düsen mallarini güvence altina almak amaciyla mi yoksa epeydir Ankara'da tasarlandigi söylenen bir senaryodaki rolü geregi mi ya da bu yasina ragmen siyasal istahini hala dindiremedigi için mi bilemiyorum ama Süleyman Demirel'in 28 Subat için "kim demis post-moderndarbe" dedigini görünce birden o günlere gitti aklim. Iki kez darbeyle devrilmesine ragmen bunu sorun yapmadigi ve kendisini deviren generallerle bir zaman sonra kol kola girip açilislara gidecek kadar siyasal hazmi genis oldugu için onun bu konudaki sözlerini insanlar pek ciddiye almaz.
28 Subat'in "darbe" olup olmadigini aslinda en iyi bilecek kisi de odur ama onun siyasal hesaplarinin dogrularla kesismesi pek kolay olmaz.

Ancak nedeni ne olursa olsun 28 Subat'i hep hatirlamakta fayda var.
O dönemdeki darbeci cuntanin ortalarda dolasmaya merakli bir generali, bir canli yayinda 28 Subat'in "post-modern" darbe oldugunu söylemisti. Gerçek bir hukuk devleti olsaydik "anayasal bir suçu" itiraf edenler çoktan yarginin önüne çikmis olurdu.
Hasan Cemal de "Kürtler" adli kitabinda, Çevik Bir'in o dönemin gazete patronlarina neler söyledigini anlatir... Hangi demokratik ülkede generallerin yazarlarla ilgili gazete yönetimlerine baski yaptigi görüldü...
O dönemde, simdi hepsi hayatta olan kimlerin neler yaptigi hepimizin hafizasinda... Belgeleri de ortada...
Ortada olmayan sadece hukuk. Darbecilerden korkup, yazarlara çizerlere baski yapmanin utanci nasil tasinir, bunu ben hiç anlayamadim.
Türkiye'de tüm darbeleri yasadim. 1971'de evi basip kitaplari toplayan, ardindan babama Selimiye'de agir manevi iskence yapan dönemin Sikiyönetim Komutani Faik Türün yasaminin son otuz yilini canli hayalet gibi yasadi. Oglu soyadini degistirdi...
Darbecileri, isbirlikçileri, bitmeyen bir kinle sürüp giden yazar düsmanligini yakindan izledim. Hepsinin gelisini ve gidisini gördüm. Hepsi de iktidarlarinin hiç bitmeyecegini sanirlardi.
Ne oldu, geriye büyük bir utanç kaldi. Belki bunlari bir gün daha uzun uzun anlatir, yazariz.

28 Subat post-modern darbesi "laiklik" elden gidiyor diye yapildi. Benim merak ettigim su: Atatürk devrimleri yerli yerine oturduysa "laiklik neden elden gitsin?" Yok bu devrimler tehlikedeyse, neden hala tehlikede olacak kadar sallantida duruyor? Askerler, sürekli olarak laiklik ilkesinin tehlikede oldugunu söylüyor. Ama buna tüm toplumun sahip çikmasini saglayacak sosyoekonomik gelismelere destek olmak yerine tanklardan medet umuyorlar. "Laiklik elden gidiyor" kaygisi gerçek bir kaygi mi, yoksa iktidar savasinda kullanilan bir silah mi dogrusu pek ayirt edilemiyor.
Yarin 28 Subat post-modern darbesinin yildönümü... Ben "din devletinde" de yasamak istemiyorum, askeri rejim altinda da...
Temel hak ve özgürlüklerin evrensel hukuk kurallariyla güvence altina alindigi dogru dürüst bir ülkede yasamak istiyorum. Bunun tek saglikli yolu Türkiye'nin ekonomik ve sosyal sorunlarinin, çok daha büyük ölçüde zenginlik ve özgürlük üretecek hale gelmesi. AB süreci de bunu saglayabilecek bir reçete...

28 Subat döneminin en sicak günlerinde de, bizleri kendi darbeci mantiklarinin propagandasina alet edemeyip andiçlayanlarin, yazarlara baski yapmaya ugrasan darbecilerin silinip gideceklerini, bizlerin de yaptigimiz islere devam edecegimizi biliyordum. Suçlulari cezalandiran bir "hukuk" yoksa da...
Onlari kenara iten bir "hayat" var çünkü...


Hasan Celal Guzel

28 Subat'tan bugune esintiler


Demirel, 28 Subat'i savunmaya ve darbe olmadigini söylemeye devam ededursun;
28 Subat'i yapanlar, secaat arzedip sirkatlerini söylemekten kendilerini alamamislardir.
4 Subat'ta Sincan'da tank yürütenler, 'balans ayari' yapanlar, devrin Genelkurmay Genel Sekreteri ve diger erbab-i müdahale, hâlen bülbüller gibi sakiyarak suçlarini itiraf etmektedirler.
28 Subat, açikça bir askerî müdahale ve darbedir. Lâkin, bölük pörçük hatiralar disinda 28 Subat Darbesi'nin gerçek hikâyesi henüz yazilmamistir.
28 Subat'in içyüzünün ortaya çikarilabilmesi için, TSK'daki kayitlarin ayrintili sekilde incelenmesi, özellikle illegal 'Bati Çalisma Grubu' darbe örgütlenmesinin açiga kavusturulmasi gerekir.
28 Subatçilar, TSK içinde tamamen illegal sekilde örgütlenmis; 'konseptler' 'andiçlar' yayinlamis; halki siyasî ve ideolojik biçimde fislemis ve açikça suç islemislerdir.
Yargi mensuplarini Genelkurmay'a doldurup brifing veren ve komutla alkislatan bir yönetimi, normal ve demokratik bir rejimle bagdastirabilir misiniz?

Bugün, Genelkurmay Baskani Org. Özkök'ün Anayasa ve kanunlara uygun demokratik tavri ve idaresi, 28 Subat Dönemi'ni fiilen sona erdirmistir. 21. yüzyilin basinda, AB'ye girme mücadelesi veren Türkiye'de, artik ordunun açikça veya üstü örtülü sekilde müdahalede bulunacagina pek ihtimal vermiyoruz. Bu dönemde -gerekçesi ne olursa olsun- yapilacak bir müdahalenin Türkiye'yi içinden çikilmaz bir felakete sürükleyebilecegini tahmin etmek zor degildir. Buna mukabil, hâlâ bu konuda hirsli politikacilarin ve milletin iradesini bir türlü hazmedemeyen muhteris jakoben zorbalarin provokasyonlarina devam ettiklerini müsahede ediyoruz.
Önümüzdeki günlerde, yaklasan Cumhurbaskan-ligi seçimini baski altina almak isteyen politik ve bürokratik çevrelerin, siyasî iktidar üzerinde kurmaya çalistiklari baskiyi arttiracaklari ve AK Parti'yi erken seçime götürmeye çalisacaklari anlasiliyor. Ancak, bu baskinin ülkeyi yeni bir '28 Subat Modeli'ne sürüklemesi kolay degildir.
AK Parti Iktidari, geçmisteki 28 Subat zorbali-gindan ders almali; baskilara aldirmadan ve hata yapmamaya çalisarak yoluna devam etmelidir.

Türkiye'nin bu yüz kizartici müdahalelerden kurtulabilmesi için halkin bir 'sivil itaatsizlik' suuru kazanarak demokratik haklarini korumasi ve kendi iradesiyle is basina getirdigi temsilcilerine sahip çikmasi lâzimdir. Antidemokratik ve gayrimesru müdahalelere karsi çikabilmek, demokrasinin devami için AB'nin emniyet sübabi olmasindan çok daha önemlidir.

11.2.06

Yargidaki Bölücüler

Turkiye'de ki adalet sisteminin kapsamli bir reformdan gecmesi ve yargi kadrolarinin genclestirilirek yenilenmesi gerektigini burdan bircok kez soyledik. Sadece yasa cikarmak ve degistirmekle is bitmiyor ne yazik ki, yargi yine gerceklerden ve halktan kopuk bir sekilde kendine has yorumlar yapmaya devam ediyor. Son danistay kararlarında goruldugu gibi sadece munferit birkac mahkeme, savci veya avukat degil yuksek mahkemelerimizde bu şovenist ve yasakci zihniyetin hakimiyeti altinda.

Imam hatipliler hala marjinalize edilmek isteniyor, ailelerin cocuklarini daha iyi bir dini egitim alsin diye yolladiklari bu okullara giden cocuklarin onu kesilmeye devam ediliyor. Halbuki bundan daha 6-7 sene once bu okullardan OSS sampiyonlari cikiyordu. Ailesinin hangi niyetle olursa olsun Imam hatip e gonderdigi cocuk niye hayati boyunca cezali duruma dussun, niye ilimin yaninda iyi bir dini egitim alan insan imamdan baska bir meslek edinemesin? Dunyanin her yerinde kliseler veya diger dini cemaatler tarafindan kontrol edilen okullar var ve bunlarin ogrencileri din adami olmak icin degil daha iyi bir dini ve ahlaki egitim almak icin bu kurumlara gonderiliyor. Burdan mezun olanlar da istedikleri yuksek ogrenimi gorebiliyorlar, sosyal adalet de zaten bunu gerektirmez mi? Yoksa amaclari toplumu dindar olanlar ve olmayanlar diye ikiye bolup bir cesit kast sistemi mi yaratmak?

Danistay simdi daha da kustahlasarak bir anaokulu ogretmenin okulda basini acmasina ragmen, sokakta ne giymesi gerektigine karar vermeye calisiyor. Bu yasakci zihniyet senelerdir toplumu ve ulkemizi bir gerginlikten digerine surukledi, istikrarsizlik ve krizler yaratti. Tam toplumsal barisi saglayacak bir cogunlukla meclise gelen iktidar yaralari saracak derken, bu sefer karsisina yarginin dinazor kadrolari ve yine o kadrolardan gelen bir Cumhurbaskani cikti. Artik acin su milletin onunu, kendi milletinizden korkmayin. Turk halki son 10 senedir yapilan her secimde gosterdi ki degisim istiyor, ozellikle inanc ozgurluklerini istiyor, ama secilmemis, halkla hicbir baglantisi kalmamis, burokratik bir elit, anti-demokratik bir sekilde artik cok gerilerde kalmis bir Turkiye tablosuna tutunmak istiyor.

Milletin demokrasiye, adalete ve devlete olan guvenini sarsmaya, bolucu unsurlara pirim vermeye kimin hakki var? Artik A.B. icin degil, kendi vatandaslarimizin, ulkemizin sagligi ve gelecegi icin bu dinazorlardan kurtulmanin zamani gelmedi mi?

4.2.06

Siz Kimi Aydinlatiyorsunuz?

Danimarka da baslayan ve tum Avrupa ya yayilan Hz. Muhammed(S.A.V) karikaturleri ile baslatilan kampanya aslinda Bati da ki ozellikle entellektuel kesimin daha once hristiyanligin ve katolik kilisesinin Avrupa daki hakimiyetini yikmak icin baslattiklari "aydinlanma" adina yapilan savasi simdi Islam'a karsi yurutmek istedigini gosteriyor. Bu savas aslinda cok onceden baslatildi ama ozellikle 11 eylul den sonra kamuoyunda bas gosteren radikal Islam korkusundan yararlanilarak hiz kazandi.

Dunyada ki genel maneviyata donus ve Avrupa da sayisi giderek artan musluman gocmenlerin asimile olmayip, degerlerine sahip cikmasi Avrupali laik entellektuellerin ve siyasetcilerin "aydinlanma" ile kazanilanlar elden gidiyor endisesine kapilmasina yol acti. Biz koskoca Katolik klisesininin bilegini buktuk, bir grup cahil musluman bizi engelleyemez, ifade ozgurlugu, demokrasi ve cesaret adina biz istedigimizi yapariz, burasi Avrupa, kulturumuzu, medeniyetimiz kimseye yedirtmeyiz tavri icindeler. Bu entellektueller bir yandan Avrupa da giderek artan irkci soylemleri ve eylemleri kinarken, obur taraftan ayni bagnazlikla Muslumanlari asimile etmek istiyorlar. Soz konusu karikaturlerden birinin Danimarkali cizeri: "Öneri ilk geldiğinde kafamda şüpheler doğdu. Doğrusu, bu tam bir açmaz durumuydu. Eğer öneriyi reddetsem, İslam'a yönelik sansüre uymakta devam eden bir korkak olacaktım. Kabul edersem de, İslam'a karşı sorumsuz bir nefret taciri haline gelecektim." demis ama nedense korkak olmaktansa nefret taciri olmayi secmis. Bu Avrupa daki Islam korkusunun ne kadar buyuk oldugunun bir gostergesi degil ise nedir?

Sahsen Amerikan televizyonunda veya Avrupa basininda Hz. Isa ile ilgili skecler,karikaturler veya seviyesiz espriler gordugumde de uzuluyor ve kiziyordum. Sadece ifade ozgurlugu ve komedi adina bazi degerlerin asagilanmasi, bu degerler ne olursa olsun, ne kadar dogru? Zaten bu gibi olaylar musluman ulkelerdeki, hicbir degere saygi duymayan, yozlasmis batili toplumlar imajini koruklemiyor mu?

Unlu filozof Edmund Burke'un dedigi gibi: "Ozgurluklerin elde edilebilmesi icin sinirli olmasi gerekir." Burdan daha birkac hafta once Pamuk davasi ile ilgili yazimda ifade ozgurlugunu savundum ve hala savunuyorum ama saygi sinirlarini asan, sinirsiz ve yersiz basin ozgurlugunun kime yarari olabilir? Bazi konular sirf bir inat ve prensip meselesi yapilamayacak kadar hassastir ama simartilmis Avrupali entellektueler ise bunu anlayamayacak kadar da kalin kafalidir ne yazik ki. Ozelikle koru korune bagliligi asagilayan bu zihniyet aslinda kendilerin bu tutumlari ile ayni zihniyetin temsilcileri olduklarinin farkinda degiller. Aydinlanma devri kapanali cok oldu ama Voltaire den cok Voltaireciler hala Avrupa basininda, egitiminde ve siyasetinde soz sahibi. Bunlarin Islam kulturune karsi olusturdugu tehdit sinsice oldugundan, acikca Islam'a ve musluman gocmenlere nefret kusanlardan cok daha tehlikeli.

Muslumanlarin bu karikaturlere verdigi tepki ise ne yazik ki cok abartili. Asiri davranislar, siddet gosterileri bu Avrupa'nin orumcek kafali aydinlarina prim vermekte. Ozellikle Avrupa da yasayan Muslumanlarin uzerindeki baskinin artmamasi icin tepkiler daha medeni bir sekilde gosterilmeli. Yine Burke den bir alinti yaparsak: "Adetler, yasalardan daha onemlidir... Bizi yozlastiran ya da saflastiran, sinirlendiren ya da sakinlestiren, kabalastiran veya zariflestiren, hep adetlerimizdir." Muslumanlar, geleneklerine karsi yapilan bu saldiriya Islam terbiyesi ve adetleri icinde cevap verirlerse belki Avrupalilari utanirdirabilirler.