21.6.06

Ingilizce sitemiz Foreignsight acildi!

Bu siteyi ilk actigimizda aramizda genelde Turkiye ile ilgili olan bir sitenin Turkce olmasi gerektigi konusunda anlasmistik. Yalniz aradan gecen bir bucuk sene icinde gelen yogun istek ve bizim daha genis bir kitleye ulasma istegimiz uzerine Ingilizce bir site kurmaya karar verdik.

Yeni sitemiz Foreignsight'ta da Turk siyasetine agirlik vererek, dunyanin gundemindeki konular hakkinda yorum yapacagiz. Yazilarin bir kisimi Acik Gorus'tekilerin Ingilizce tercumeleri, buyuk cogunlugu ise orjinal Ingilizce yazilar olacaktir.

Umariz Ingilizce bilen okurlarimiz Foreignsight'a da ugrayarak degerli yorumlari ile katkida bulunurlar.

14.6.06

Ah Kıbrıs, Kıprıs...

Turkiye dis politikasinin gundeminde 40-45 senedir olan en buyuk mesele herhalde Kibris sorunudur. Gecmiste yapilan yanlislari veya dogrulari tartismanin artik bir anlami yok. Statukonun da Rumlardan baska kimseye, ozellikle de Kibris Turklerine hicbir yarari olmadigi kesin.

KKTC, 1983 yilinda kuruldugundan beri bu devleti tek taniyan ve ticaret yapan ulke Turkiye oldu, kisi basina dusen geliri Guney Kibris in ucte biri durumuna geldi ve hala Turkiye den her sene en azindan yarim milyar dolar yardim ile beslenmekte.

Bundan seneler once Kibris'i ziyaret ettigimde ozellikle Lefkosa'da bir parkta gorduklerim beni cok etkilemisti. Turk tarafinda olan bu park tam yesil hattin uzerinde ve Rum tarafina bakmaktaydi. Dikenli teller ve citlerle cevrili parktan asagi dogru bakinca Rum kesiminde bir cadde, caddede ki apartmanlarin tepesinde de Rum mevzileri ve makinali tufek yuvalari goruluyordu. Ancak parktan belki 2 metre otede 5 metre kadar asagida bulunan bu cadde sanki baska bir sehrin hatta baska bir kitanin sehrinin sokagi gibiydi. Temiz, bakimli, guzel taslarla dosenmis, luks arabalarin gectigi bir Avrupa caddesi idi ve kucuk bir Anadolu sehrine benzeyen Turk tarafi Lefkosa sindan cok farkliydi. Iste hergun bu farki goren Kibris Turkleri de artik statukonun degismesini istiyor ve bu yuzden degisim ve dunyaya acilim isteyen Talat ve partisini iktidara getirdiler. Ancak hicbir ulke tarafindan resmi olarak taninmayan KKTC hukumetinin Turkiye nin destegi olmadan statukoyu degistirmesi mumkun degil.

Gecmisi bir kenara birakip artik bugune ve gelecege gercekci bir sekilde bakmamiz gerekiyor. Hem Turkiye'nin AB ile iliskileri hem de Kuzey Kibris Turklerinin refahi icin bu cozumsuzluk ortamindan cikmak gerekiyor. Ozellikle Annan Planinin onaylanmasindan sonra AB nin bu konuda cifte standartli davrandigini soylemek mumkun ama dunya bizi orada isgalci olarak gordukce Rumlar da hep mazlum gozukuceklerdir. Annan Planini da reddetmelerinin sebebi aslinda gercekten birlesmek istememeleridir, onlari bu konuda sikistirirsak maskeleri dusucek ve oynayacak kartlari azalicaktir. Mesela baslangic olarak Kibris'ta ki Turk askeri sayisi azaltilabilinir.

Hukumet gercekten dis politikada komsularla sifir sorunu hedefliyor ise kucuk hesaplari birakip, Kibris konusunda kacamak davranmak yerine secimlere kadar cozume dogru cesur bir adim atmali, hem tarihe gecip hem de yeniden iktidara gelmeyi hakettigini gostermelidir.

11.6.06

27 Mayis'i bile hala anlayamiyorsak...

2 yillik bir aradan sonra nihayet Turkiye'ye donebildim, kisa bir sure icin de olsa. Gelir gelmez, hasret giderme hengamesi bir yanda, elimde kumanda televizyon kanallarini gezmeye, ne var ne yok ne degismis gormeye calistim.

Neyse, konu bu degil. 25 Mayis'ta geldim, tam da 27 Mayis darbesinin yildonumu uzerine geldigimi farketmemistim, hemen sonrasinda istanbul'un fethinin de yildonumu (31 Mayis) vardi. Ozellikle 27 Mayis'in yildonumunde yazilip cizilenler, televizyon ekraninda konusulanlar, beni hem hayrete dusurdu, hem uzdu, hem de yakin tarihimizin bu kadar onemli bir olayi hakkinda hala birbirine taban tabana zit yorumlarin, onca bilgi, belge, ve kanitlara ragmen hala bu kadar sevkle savunulabilmesi Turkiye'de demokrasiden insanlarin ne anla(ma)digini bir kez daha gosterdi. Ozellikle TRT 1'de Cuma gecesi Konusuyorum'da Aydin Menderes ve Mumtaz Soysal'in (ve birkac akademisyenin) katildigi bir forum vardi ki hani tarihsel bir karsilasma denir ya, tam o cinsten bir karsilasma. Megersem Aydin Menderes, 27 Mayis anayasasinin mimarlarindan ve darbenin o gunden bugune en tutarli savunucularindan, ve hatta denilebilir ki post-facto ideologlarindan, birisi olan Soysal'la daha once hic karsilasmamis. 46 yil rotarli da olsa yerinde bir karsilasma; ikisi de birbirine saygida kusur etmediler.
27 Mayis'a giden surecte iktidar ve muhalefetinin karsilikli uzlasmazlik ve sertlikten dolayi belli bir tikanma yasadiklarinda herkes hemfikir. Birseylerin belki de yolunda gitmedigi, asayisin her yerde istendigi kadar hakim olmadigi da bariz. Fakat, Aydin Menderes'in de dedigi gibi, bu tikanikligi cozecek olan "hakem"in ordunun genc subaylari olusu demokratik acidan savunulabilir mi? Dahasi yaklasan bir genel secim oldugu halde, halkin demokratik hakemligini bir tarafa atip, ordudaki bazi albaylarin kendi aralarinda anlasarak, kendilerinden yuksek rutbeli generalleri, genelkurmay baskanini falan da bertaraf edip, tutuklayip, goz hapsine alip, darbe yapmalari apacik bir kanunsuzluk, anayasasi ve halk iradesini hice saymak degil mi? Boyle bir askeri kalkisma, baska bir yerde olsa cunta, fasizm, militarizm, vs. denebilecek bir ara rejim, nasil oluyor da Turkiye'de cumhuriyeti savunmak olarak lanse edilebiliyor?

TRT'deki Konus-u-Yorum'dan biraz once CNN Turk'te Taha Akyol'un Egrisi Dogrusu'nda Menderes'in Yassiada'daki avukatlarindan Husamettin Cindoruk sahne aldi ve baslarindan gecen feci olaylari anlatti. Yassiada'nin nasil bir hukuksuzluk urunu oldugunu, Menderes basta olmak uzere devlet yonetmis, halk iradesinin vekili olan onca kimsenin nasil kotu muamelelere maruz kaldigini, Menderes'i belki de idamdan kurtaracak ifadeyi verecek tanigin mahkeme tarafindan nasil dinlenmedigini, hatta onun dinlenmesi tarafari olan hakimin nasil bertaraf edildigini, ve kisacasi 27 Mayis cuntacilarinin bir intikam hirsiyla ve hukuk dinlemezlikle Yassiada mahkumlarina yaklastiklarini, ve mahkemenin sonucunun zaten basindan belli oldugunu, ve mahkemenin idamlarda en keskin ifadesini bulan bu onceden verilmis karar ve yargilara kanuni bir goruntu vermekten ibaret oldugunu, detaylariyla anlatti.

Dahasi, 27 Mayis'in olusturdugu Senato, vs. gibi Meclis disi kurumlarin yegane gorevi Meclis'te ifadesini bulan halk iradesine ipotek koymak, onun tecellisini engellemek olup, dogasi geregi anti-demokratiktirler. Dahasi, simdi sol'un ve bilhassa Kemalist Sol ve Ulusalciligin ideologu, entelektuel lideri sayilmasi gereken Attila Ilhan'in da pek cok kereler, kitaplarinda ve konusmalarindan tekrar tekrar anlattigi gibi, 27 Mayis, Amerika Birlesik Devletlerinin onayiyla, ve Menderes'in Sovyetler Birligi'ni ziyaret etmeyi planladigi bir donemde, Turkiye'yi ABD yorungesinde kesinkes tutmak amaciyla da yapilmistir. Elbette darbeyi duzenleyen albaylari en cok motive eden sebep bu dis politika mulahazasi degildir ve olmasi da beklenemez; ama ABD destekli, ve ABD cikarlarina hizmet eden bir askeri darbeyi de ilericilk, solculuk ve hatta sosyalizme acilim olarak takdim etmek de ne derin bir akil karisikliginin ifadesidir onu da buyrun siz dusunun. Turkiye'deki siyasi ortamin dusundurdukleri kisaca boyle.

5.6.06

Laikçi cephe bizi Kuzey Kore yapmak istiyor

Radikal'den Nese Duzel'in eski buyukelci Temel Iskit'le yaptigi roportaj gercekten okunmasi gereken bir parca. Temel Iskit Turkiye ile ilgili cok olgun gozlemlerini aktariyor:

Laikçi cephe bizi Kuzey Kore yapmak istiyor


41 yıllık devlet tecrübem dış dinamiksiz kımıldamadığımız yolunda. Dış dinamik AB'dir bugün. Bu dinamik olmazsa ortada kalıveririz. AB karşıtları sadece otoriter bir rejim istiyor

Türkiye AB'den vazgeçerse Güneydoğu kopar. Babacan başmüzakereci olarak daha çok görünmeli. Çek müzakereci her dakika Brüksel'deydi. AB süreci uzaktan yaşanmaz

Ben son seçimde AKP'ye oy verdim. Çünkü AB'yi destekledi. AKP'nin oyunun tümü İslamcı değildi. AKP'liler çılgın değilse, AB'ye devam ederler. Dış meşruiyete ihtiyacı var AKP'nin


NEDEN? Temel İskit

-Türkiye AB yolunda istekli adımlarını atarken, toplumda bir heyecan ve özgüven vardı. Herkes geleceğe belli bir güven içinde bakıyor, ülkenin geçmişteki siyasi ve ekonomik krizlerden artık kurtulduğuna inanıyordu. Dünyayla ilişkilerimiz barışçı bir eksende ilerliyor, sorunlar tek tek çözülüyordu. Türkiye, Avrupalıları da şaşırtan bir hızla demokrasisini geliştirip çağdaşlaştırıyordu. Toplumdaki bu huzur, hükümetin Avrupa Birliği yolunda hızını kesmesi ve AB'ye mesafeli durmasıyla birlikte bozulmaya başladı. Ülkenin her yanında çeteler ve hukuksuzluk fışkırırken, bombalar patladı, suikastlar düzenlendi. Türkiye bir anda siyasi ve ekonomik açıdan bir belirsizlik içine girdi. Geçmişte AB Genel Müdürlüğü de yapan eski Brüksel Büyükelçisi emekli diplomat Temel İskit'le Türkiye'nin dünyayla ilişkilerini, dış politikadaki hatalarının neye mal olacağını konuştuk.

Türkiye hem siyasi hem ekonomik sorunlar yaşadığı bir döneme girdi. Bu çalkantıların en önemli nedeninin hükümetin AB politikasından uzaklaşması olduğunu söyleyenler var. Hükümetin AB politikalarına eskiye kıyasla daha mesafeli olduğuna katılıyor musunuz?

Katılıyorum. Sekiz ay önce 3 Ekim'de AB'den müzakerelere başlama tarihi alındı. Bundan sonra toplumda AB heyecanının azalması normaldi ama AKP'nin AB ivmesini sürdürmesi lazımdı. AKP bunu yapmadı.

AB üyeliği konusunda hızını ve isteğini, niye kaybetti hükümet?
Türkiye'nin AB üyeliğinin, bu ekibin çok da içinden geldiğine emin değilim. Bir siyasi parti olarak AKP ve başta Başbakan olmak üzere AKP'li yöneticiler, AB üyeliğini içlerinden gelerek kucaklamıyorlar. Onlar AB'yi siyasi gereklilik olarak istiyor. Çünkü şunun farkındalar. AKP'nin dış meşruiyete ihtiyacı var. AKP'nin dış meşruiyeti de Amerikan desteğidir ve AB'ye üyelik sürecidir. Çünkü AKP'li yöneticiler henüz ülkede askeri ve sivil bürokrasiye yaranmış; onların desteğini almış değiller. Ayrıca AKP'li yöneticilerin AB üyeliği hakkındaki bilinci de çok gelişmiş değil. Çünkü AB üyeliğinin felsefesini kavramadılar. AKP'li yöneticilerin kültürleri AB üyeliğine direniyor.

AKP hükümetinin AB konusunda eskisi kadar istekli görünmemesi ve toplumda da AB konusunda yeni bir heyecan dalgasının oluşmaması hükümetin siyasetteki gücünü azaltıyor mu?

Azaltıyor. Bakın... AKP'nin aldığı oyların hepsi eski İslamcıların oyu değildi. AKP, AB sayesinde geniş bir kitleden oy aldı. Ben son yerel seçimde AKP'ye oy verdim. Çünkü AKP AB'yi destekledi. Dolayısıyla AKP'nin iç meşruiyetinin ve siyasi gücünün büyük kısmının İslamcılıkla alakası yok. Bilakis bu gücün, Türkiye'yi değiştirmekle, ülkeyi Batı'ya ve hukukun üstünlüğü gibi yeni değerlere eklemlemekle alakası var. Şimdi AKP'nin, İslamcı tabanının isteklerini takip etmesi, ona büyük prestij ve oy kaybettirir. Nitekim laikçi cephenin AKP'ye en büyük tenkidi 'Bunlar takiye yapıyor. Bunların gizli gündemleri var' iddiası değil mi? AKP, AB'den uzaklaşmakla ve toplumda yeni bir AB heyecanı yaratmamakla gizli gündem kuşkusunu kendi elleriyle artırıyor. Başbakan, belediye başkanlarına 'O gömleği giymeyin' gibi laflar ediyor ama AB'yle ilişkileri lafla kurtarmanın çok ötesine geçildi artık. Bir şeyler yapılması lazım.

devami...

23.5.06

BARAJDAN BAHSEDEN YOK

" Demokratligindan taviz vermeyen, is turbana gelince aslan kesilen AKP, Turk demokrasisinin en buyuk engelini gormezden geliyor. CHP ise farkli degil..."

Gecen secim sonuclarina gore Ankara Ticaret Odasinin yapmis oldugu arastirma sonuclari soyle:

"Yüzde 10 barajlı d’Hondt sistemine göre AKP 366 milletvekili çıkarıyor. Baraj yüzde 5’e düştüğünde milletvekili sayısı 266’ya baraj tamamen kalktığında ise 262’ye düşüyor. Aynı şekilde Yüzde 10 barajlı d’hondt sisteminde 184 milletvekili çıkarabilen CHP, baraj yüzde 5’e düştüğünde 117, baraj kalktığında ise yine 117 milletvekili çıkarabiliyor. Yüzde 5 barajında DYP nin 44, GP’nin 28, DEHAP’ın 53, ANAP’ın 8 milletvekili, baraj kalktığında da aynı kalıyor. MHP’nin milletvekili sayısı da 34’den 33’e düşüyor. Baraj kalktığında Saadet Partisi 4, BBP ise 1 milletvekilliği kazanıyor."

Ilk goze carpan sonuclara gore eger Turkiye'de baraj sistemi uygulanmiyor olsa, AKP'nin anayasayi degistirme ve keyfi Cumhurbaskani secme sansi kalmiyor. Yine bu sonuca gore DTP ciddi bir grupla meclise girebiliyor.

Eger yuzde on baraji olmasa Turkiye'de neler olurdu, neler olmazdi bir bakalim:

1- Oy veren nufusun ucte birinin oyu cope gitmezdi... Bu oyle kolay yutulacak lokma degil, sen bir demokrasiden bahsediyorsun ki oy vermeye gitse bile halkin ucte biri yonetimde soz sahibi degil. Bu o surekli savunmaya calistigimiz Cumhuriyetin temellerine aykiri degil mi? Egemenlik kayitsiz sartsiz milletin mi? yoksa Egemenlik kayitsiz sartsiz milletin ucte birinin mi?...

2- Cumhurbaskanligi secimi tartismasi ve bu secim oncesinde bu olayla iliskilendirilen icine Danistay cinayetinin de dahil oldugu siyasi entrikalar silsilesi yasanmazdi... Bu tartismalarin temelinde temsili dengesizlik yatiyor, halkin buyuk kisminin gorusleri baraja takilmasa belki siddet yerine baska eylemlerle sonuca ulasilacakti...

3- Kurt sorunu son bir senede yasadigi alevlenmeyi yasamaz, onca sehit vermezdik... Kurt sorununu kokten red etme mantalitesi devam edemez, su anda dusunceler ne kadar farkli olursa olsun sorunun cozumune yonelik ciddi adimlar, atilmasi gereken yerde, Turkiye Buyuk Millet Meclisinde atilirdi. Tabi DTP milletvekilleri daha once yaptiklari vasifsizligi gosterip Meclise hakarete kalkismis olsalardi o zaman bunu o kadar rahat soyleyemezdim ama onlarinda artik derslerini almis olacaklarina naif bir inancim var. Tabi bu durumda yabanci parlamenterler Diyarbakir yerine Ankaraya giderlerdi...

4- Avrupa Birligi projesi icerideki destegini bu denli hizli yitirmezdi.

Uzun lafin kisasi bugun Turkiye'nin yasadigi bircok siyasal dengesizlik daha iyi ortulur, milletin farkliliklari meclise tasinip burada eritilebilirdi (ideal meclis tabi bu).

Peki ne oldu? Demokrat gecinen parti, sistem isine geldigi icin ses cikarmadi. Cumhuriyetci gecinen partiye ise deginmek bile istemiyorum cunku "basiretsiz siyaset" tamlamasina anlam katiyorlar...

Sadece onlar mi? Hayir, ulkenin yuzde 8'i civarinda oy alan bir partinin mecliste konusmasindan cekinenlerde bu sistemi desteklediler. Tek parti iktidari isteyen is cevreleri de yine bu sistemin arkasinda idiler. Bir cok kisi is dunyasinin bu istegini mantikli bulabilir fakat atladigimiz bir sey var- Eger baraj daha erken veya bu secimler ile kaldirilmis olsa, o zaman secmen ve siyasi partiler kendilerini ona gore organize edip yine tek parti iktidarini mumkun kilacak guclu ve en onemlisi KALICI partiler olusturacaklardi. Is dunyasinin market teorisinden dolayi bunu iyi bilmesi gerekirdi ama demek ki onlar da yolun basinda! Ayni fiyatlara baraj uygulamasinin yarattigi ekonomik zarar gibi, oylara yapilan baraj da demokratik bir zarar yaratiyor ve bunu en basta gormesi gereken is dunyasi bile es geciyor.

Ben sahsim adina bu baraji hakli kilan tek bir sebep bile goremiyorum ve bu konunun nasil olupta cok atesli bir munazaraya donusmedigini anlamakta zorluk cekiyor hatta hayrete ve dehsete dusuyorum.

Sevgiler,
Mustafa Domanic

NOT: Bundan 2-3 yil once bir Bodrum gezisi sirasinda AKP ilce baskanliginda "Hakimiyet Kayitsiz Sartsiz Milletindir" yazisini gorunce sasirmistim. Nasil oluyorda 350nin uzerinde milletvekili olan bir parti Meclisin duvarinda ne yazdigini bilmiyor!!! Dogrusu soyle olacak: "EGEMENLIK Kayitsiz Sartsiz Milletindir". Bu konuda biraz dusununce Hak kelimesinin Allah'in varligina yaptigi atiftan dolayi Turkce olan 'egemenlik' yerine Arapca olan 'hakimiyet' kelimesinin kullanildigi sonucuna vardim. Bilmiyorum cok mu zorladim, belki de sadece cehalet...

20.5.06

Korku Imparatorlugu

Senelerdir Turkiye yi korku ile yonetenler yine isbasinda! Irtica ve teror Cumhuriyetimizin en buyuk dusmani diye insanlarin beynini yikayanlar, Cumhuriyetin 75. yil kutlamalarini sinsi planlarina alet edenler, Turkiye yi Muz Cumhuriyetine cevirenler, son olaylardan sonra yine dislerini gosterdiler. Insan Danistay'a yapilan saldirinin nasil abartildigini, kullanildigini, kimin veya kimlerin isine yaradigini gorunce, arkasinda bu Korku Imparatorlugunun olabilecegini dusunmeden edemiyor.

Yine korku icinde sokaklara dokturulen halk: "Turkiye Iran Olmayacak!" sloganlari atmakta. Turkiye ile Iran in arasindaki sosyal, tarihsel ve dini farkliliklari kavrayamayan sozde egitimli halkimiz "mollalar geliyor", "hepinizi zorla kapaticaklar" tehdidleri ile bu Korku Imparatorlugunun piyonlari yapiliyor. Turkiye de gercekten egitimli, acik fikirli, tarihten ders almis ve tablonun tumune bakabilenler, olanlarin farkinda olmalarina ragmen seslerini cikaramiyorlar cunku onlar da korku icinde. Daha once sesini cikarmak isteyenlerin ya islerinden oldugunu ya da olum tehditleri aldigini biliyorlar. Bu imparatorlugun hissedarlari yargi, ordu, medya, burokrasi, meclis ve is dunyasinda onemli pozisyonlari olan insanlar. Belki bazilarinin birbirleri ile baglantilari gevsek ve buyuk bir komplonun parcasi degiller ama hepsinin cikarlari Turkiye nin siyasi ve sosyolojik yapisinin degismemesinden yana. Sermayenin, gucun, iktidarin ellerinden kayip gitmesini izlemek istemiyorlar dogal olarak.

Sivil toplum, insan haklari, ozgurlukler, demokrasi derken millet ve devlet uzerindeki kontrollerinin gevsedigini bildikleri icin, ulkeyi bolecekler diye AB ye de karsi cephe almis durumdalar. Halbuki senelerdir ulkeyi kamplara bolen, korku ve tehditle yonetenler de onlar. Bu kucuk azinlik tabi ki tek basina ulkeyi yonetemiyor ve o yuzden bu Korku Imparatorlugunu kurmuslar, ya insanlarin korkularini kullanarak onlari yanlarina cekiyorlar ya da direk tehditlerle dusmanlarini sindiriyorlar. Tabi ki bu korku ve tehdit uzerine kurulmus duzen sonsuza kadar yasayamaz ancak oncelikle butun bu kuru gurultunun uzerine cikip gectigimiz 30 senede yasananlara bakip ayni tuzaga tekrar tekrar dusmememiz lazim.

17.5.06

PEMBE TABLONUN HAZIN SONU

Bir onceki yazida Danistay'da yasanan, Ertugrul Ozkok'un, 'Turkiye'nin 11 Eylul'u' diye tanimladigi, vahim olaydan sonra CHP'nin uzerine dusenleri yazmistim. Bugun gazeteleri okurken Mehmet Ali Birand'in da benimle ayni noktaya dikkat cektigini gordum, CHP bunu bir siyasi rant firsati olarak gormemeli... Olayin hemen ardindan AKP ve olayin sorumlulariyla ilgili yazmak yerine CHP ile ilgili yazdim cunku olay tazeyken duygularimin AKP hakkinda objektif yorum yapmaya el vermeyecegini dusundum, CHP'nin rolunu bicmek daha kolaydi cunku... simdi AKP...

Her ne kadar CHP'nin gerilimi arttirmamak adina bu olayi AKP'ye karsi kullanmasinin yersiz olacagini soylesemde bu olayda AKP'nin cok ciddi sorumluluk tasidigini inkar edecek degilim. Basbakan, Mersin'de ciftcinin anasiyla ilgili yorumlarindan sonra katildigi kongrede yaptigi konusmanin hesabini bugun vermek zorundadir. Cunku Basbakan o konusmada, ciftciye ve dolayisiyla halka yaptigi terbiyesizligi bu sefer devletin yuce kurumlarina yoneltmis ve Danistay kararlarindan bahsederken Danistay'a 'Efendi' diye seslenmis, yapmakta oldugu asil goreve ihanet ederek devletimizin en temel kurumlarindan birini kendi capinda assagilamistir. Bu denli kendini bilmez ve sorumsuz bir tutum Basbakanlik koltugunda oturan kimsenin hakki olamaz. Basbakan seviliyor, halki anliyor olabilir ama bir lider olmak bundan fazlasini gerektirir. Liderlik sorumluluk almak, hataya yer vermemek demektir. Bizim Basbakanimiz bu hususlarda basarisiz olmustur. Bu nedenle Basbakan dunku cinayetin ardindan kendini gercekten hak ettigi bir felaketin ortasinda bulacaktir cunku Mersin'de o ayni kongrede kendi agzindan dokulen sozcukler gibi "Turkiye yol gecen hani degildir!". Basbakan dini siyasete alet etme hastaliginin sonuclarina kendisi katlanmak zorunda oldugu gibi Turk milletini de bu vahim hatalarindan dolayi magdur etmistir. Hesap zamani yaklasmaktadir.

Adalet ve Kalkinma Partisi, kalkinma konusunda sirtini IMF, kuresellesme ve Dervis'in programina yaslamis, aslinda yeni hic birsey getirmeden bekleneni ve soyleneni yapmistir. Adalet konusunda ise Turk milletinin 80 yildir yasadigi en kotu donemi getirmistir. Kanunlarimizin yarim yamalak reformlarla kevgir haline getirilmesinden sonra yargi kurumlarinin sayginligini ve etkinligini yitirmesine, hatta kalles kursunlara acik hedef olmasina izin veren bir partidir AKP. Turkiye'yi yoneten sozde adaletin partisidir ama Turkiye'de adalet var midir? Turkiye'de adalet her gecen gun daha da erimekte, Turk toplumu orman kanunlarina bir adim daha yaklasmaktadir. Satirla ogrenci kesenler, ideolojik cinayetler, adam oldurup 5 aya cikanlar, Agcalar, Pekerler, pislikler, kallesler AKP doneminde, ayni sivrisinegin bataklikta uredigi gibi son hizla uremislerdir. Burada suc tabi ki sadece hukumetin degil ama bu gelismeleri gormezden gelme, acik acik sabika kaydi bulunan Vakit gazetesini favori gazete ilan etme (bkz Abdullah Gul) gibi yaklasimlari ile durumun bu noktaya gelmesine buyuk katkilari olmustur. Turban meselesini secime alet eden, imam hatipli adama yirmiucnisan konusmasi yaptiran, sikmabasli kizlari meclise sokup turku okutan AKP bu cinayetin sorumlusu degildir de kimdir?

Yapmaya calistigim onlar-biz ayirimi degil. Bugun ulkenin en buyuk eksigi birlik ve beraberliktir, laik-dinci, ulkucu-solcu ayrimlarinin bizi getirdigi noktalara bakip bu eksiklige goz yasi dokmemek neredeyse imkansiz. Iste bu noktada liderlere dusen gorev bu ayriliklarin giderilmesiyken Tayyip Erdogan ve kurmaylari yoldan sapmis, oy kaygisi ile bu ayrimi guclendirecek hatalar yapmislardir. Erdogan'in Malezya'da Islami bankacilik ile soyledigi seyler gurur ve umut vericiydi halbuki, Islam'in yasadigimiz dunya sartlari icinde yeniden algilanmasinin, ilericilige olan gereksinimimizin altini cizmesi benim gururumu oksamisti fakat yurt icine dondugunde secim kaygisiyla o sikmabas turbanlara takili kalmasi onu yetersiz kilmaya yeter benim gozumde.

Tum Turk milletine buyuk gecmis olsun, siyaset ve ekonomimizdeki pembe tablonun sonunun geldigine inaniyorum. Keske Tayyip Erdogan yeterli olsaydi, keske Malezyada'ki tavrini buraya tasisa, keske sorumluluklarina daha iyi sarilsaydi. Ondan otesi laik ve modern yasam tarzinin bu milletin temel taslarindan biri olduguna inanan, yani benim gibi dusunen, kimseler keske korkmasalar, cocuklarini magazinle zehirlemek yerine ulkelerine sahip cikmayi ogretselerdi...

Tabi keskelerle vakit kaybetmemek lazim, onumuzde secimler var. Bana kalirsa bu son olay AKP'nin erken secime gitmesini gerektirmekte, cunku her ne kadar 5 yil boyunca ofiste kalmayi hak etmis olsalarda su anda temsil ettikleri oranda oy almadiklarini onlar da biliyorlar ve haksiz kazanimlari olan bu gucu biraz daha kotuye kullanirlarsa sistemin kurumlarinin baskisinin dayanilmaz hale gelicegini ongoruyorlardir. Tabi bu baski su an itibariyle askeri darbe tehtidi disinda etkin bir form kazanabilir mi o da ayri bir soru isareti. Sirtini orduya yaslayip goz gore gore kaybettigimiz degerlerimize sahip cikmak yerine surekli sikayet eden kesime sormak gerek tabi bunu : Nasil olurda CHP'nin alternatifi olmaz? olmayacaksa nasil olur da Baykal yonetimi CHP'de kalir?

Son olarak bu olayin isiginda bir ders cikartilmasi gerektigine inaniyorum. Bu ders, guc kullanarak bir dusunceyle, veya o dusuncenin yanlis anlasilmis versiyonlariyla savasamayacagimizdir. Guclu bir fikirle karsi savasmanin tek yolu baska bir fikirdir... O hep sigindigimiz, gereksiz yere tanrilastirdigimiz Ataturk bunun bilincinde oldugu icin yaratici ve basarili bir liderdi, bugun duruma bakip soylenenler (basta CHP) guclu fikirler uretmekte zorlandiklarini itiraf edip bunu degistirmek zorundadir. Yoksa yasakla ne mollalik, ne sikmabas, ne kadin dovme degismez bu ulkede...

*Resim hurriyet gazetesi internet sitesine aittir.

MENEMEN, DANISTAY, CHP


"Menemen olayinin Serbest Cumhuriyet Firkasi'na yuklenmesini ve bu siyasi olusumun onunun kesilmesini bugun tekrar hatirlamak gerek. CHP Danistay'da yasanan aci olayi AKP'yi yipratmak icin kullanmaya calisirsa Menemen'de yaptigi hatayi tekrarlar ve ulkemizde serbest ve demokratik dusunceye darbe vurur."

Ataturk'un vasiyetini yerine getirmeyen, dil ve tarih kurumlarina keyfi kararlarla haklari olan payi vermeyen, ote yandan 25 milyon dolarlik genel merkez insaati tamamlayan CHP, Cumhuriyet'in ve laik duzenin koruyucusu olamaz. Baykal, 'dil ve tarih kurumlari Ataturk'un miras biraktigi kurumlar degildir' diyerek kanun tanimazligin, keyfiyetin ve bana kalirsa yuzsuzlugun sinirlarini asmis, kelimenin tam anlamiyla haddini bilmez davranmistir. Baykal'a sormak gerekir "Bugun CHP, Ataturk'un mirasini biraktigi kurum mudur?" Isin aslina bakilacak olursa CHP, dil ve tarih kurumlarindan daha ciddi degisikliklere ugramis ve Ataturk'un mirasini haketmeyen bir hale gelmistir. Her firsatta siyasetlerini Ataturk ile ozdeslestirmeye calissalarda belki de Ataturk'u en az anlayan siyasi olusumlardan biri olmayi basarmislardir.

Menemen olayi oncesinde bizzat Ataturk'un kurulmasina on ayak oldugu ve yakin arkadasi Fethi Bey'i liderligine onerdigi Serbest Cumhuriyet Firkasi, Izmir'de bir miting duzenlemistir. Iktidari yitirme panigine kapilan CHP bu mitingi basin yoluyla provoke etmis, olaylar sonunda bir cocuk olmustur. Bu olaylardan hemen sonra Menemen'de silahsiz bir subay'in gericiler tarafindan sehit edilmesi olayi ise yine CHP tarafindan siyasete alet edilmis ve SCF'nin sonu getirilmistir.

Bu olayin Danistay'da bugun yasadigimiz vahim durumla karsilastirilmasi, onumuzdeki gunlerde Turkiye'de olusmasi beklenen siyasi ortama isik tutmasi bakimindan muhimdir. Karsilastirma yapildiginda SCF, AKP'ye oranla yuzu batiya daha donuk, en azindan goruntu acisindan AKP'den daha 'batili' bir siyasi olusumdur. Yani CHP'nin baskisiyla son bulan 'gerici' SCF gitmis yerine AKP gelmistir. Buradan iki sonuc cikarilabilir: 1- CHP gericiler ile mucadele yontemlerinde basarisiz olmus, ozgurlukleri kisitlayarak aldiklari 'onlemler' geri tepmis ve daha da vahim bir hal almistir. 2- CHP'nin iktidarda kalmak icin kullandigi yontemler daha beter geri tepmis, CHP meclisin disinda kalmis ve ancak siyasi caresizlikten yuzde 17 oy alarak geri girebilmistir. Bir sonraki secimlerde ise meclise girmesi suphelidir.

CHP bir sinavin esigindedir. Eger kendi gecmislerine bakip yukarida bahsettigimiz iki cikarimi yapar ve bunun isiginda sag duyulu davranirlarsa basarili siyasetin temel ilkelerinden olan degisme ve gelismeyi saglamis olurlar. Yok bunu bir firsat olarak degerlendirip zaten gergin olan siyasi tabloya korukle giderlerse hem yine kendileri hemde ulkemiz kaybedecektir. Sirtini devletin kurumlarina yaslayarak, halktan kopuk, adeta umursamaz siyasetler izleyerek CHP bu ulkeye yarar saglayamaz. Cumhuriyet'in, laik duzenin militanca korunmaya ihtiyaci olmamalidir, bu ihtiyaci doguranlar yine o koruyuculuga siginmak isteyenlerdir.

9.5.06

Vizyonsuzluk

Hep getirdigi yeni siyaset ve hizmet anlayisi ile ovdugumuz AKP ne yazik ki secim gunu yaklastikca Turk siyasetinin sig ve klasik populist politikalarina bir donus sergilemekte. Turk siyasetinin degisimine ve modernizasyonuna onculuk edecegini dusundugumuz AKP hukumeti hem kendi icindeki hazimsizlik ve vizyon eksikliginden, hem de degisime direnen sistemin dis etkenlerinden dolayi nefessiz kalmis durumda. Sadece cok calismakla degil vizyon yaratmak, siyaset uretmekle basarili bir iktidar olunabilinir, sonucta Turkiye Cumhuriyeti bir belediye baskanligi degildir. AKP her ne kadar bazi projelerle ve bir muhafazakar demokrat cerceve ile ise baslamissada ozellikle ic siyasette karsisina engeller ciktikca bu engelleri yeni siyasi manevralar veya yeni bir vizyon ile asmayi becerememis, ya geri adim atmis ya da basit agiz dalaslarindan oteye gecememistir.

Erdogan'in Diyarbakir da ki konusmasi ve Kurt Sorununu gundeme getirmesi, AB icin yapilan azinlik reformlari ile birlikte Turkiye nin dogru yolda gittiginin isareti idi. Ancak PKK eylemlerinin siklasmasi, protestolar ve milliyetciligin Turk kamuoyunda yukselen bir deger olmasi AKP nin pozisyonunu yeniden ayarlamasina sebep oldu. Gecen hafta Newsweek de cikan Turkiye ile ilgili yaziyi okuyunca bunu daha iyi gorebiliyorsunuz. Her ne kadar dergi bu degisimin sonuclarini abartmis ve sansasyonel hale getirmis olsa da AKP ve Basbakan da ki bazi onemli soylem degisikliklerine parmak basmis. Hem ekonomide hem siyasette gunu kurtarmaya yonelik populist politikalara son verme iddasi ile iktidar olanlarin bu zig-zag politikalari eski aliskanliklarin hala devam ettigini ve bir vizyon eksikligi, bir misyon belirsizligi oldugunu gostermekte. Surekli tabani, orduyu ve yerlesik duzeni, veya merkez sagi mutlu etmek arasinda gidip geliniyor. AK Parti artik toplama ve kisilere endeksli bir parti olmadigini kanitlamak ve programini uygulamak zorunda.

Dis siyasette AB ye tam uyelik ve komsularla iyi iliskiler ekseninde planli ve programli bir siyaset yurutulurken ic siyasetteki bu tikanma sadece medyaya veya bazi dinazorlasmis kurumlara veya kisilere atfedilmemeli, AKP nin vizyonsuz siyaseti de bu cozumsuzlugu ve sonucunda hem toplumda hem de AKP de olusan asabiyetin sorumlusudur. Sucu hep baskalarina atarsaniz hicbir zaman ozelestiri yapamazsiniz ve AKP Turkiye nin gelecegine damga vurmak ve kalici olmak istiyorsa ozelestiri yapmak zorundadir. Her ne kadar bazi partililer ozelestiri yapmaya calissada, Turkiye de ki siyasi kulturun bunu bir ic muhalefet gibi gormesinden dolayi, bu sesler hep ciliz kalmakta ve Basbakan Erdogan tarafindan ciddiye alinmamakta.

Onumuzdeki secimlerde AKP yi ve Erdogan'i zorlayacak ve toplumun genis bir kesimine hitab edecek bir parti veya lider gozukmediginden olasi ikinci bir AKP iktidarinin hala bu acmazlar icindeyken memlekete ne kadar yararli olacagini da sorgulamak gerek. Belki birbirlerini yemekten paralize olan koalisyon hukumetleri doneminden cikmis olabiliriz ama Turkiye sadece cok calisan degil artik ayni zamanda Turkiye icin bir vizyonu olan ve bunu planli, programli bir sekilde asama asama gerceklestiren ve halka anlatabilen bir hukumeti hakediyor. Daha once de yazdigim gibi (bkz. AKP'nin iktidar sendromu) citayi yukselten AKP'nin Turkiye nin siyasi partiler mezarligina gomulmemek icin surekli kendini yenilemesi ve asmasi gerekmekte.

30.4.06

Yeni Kutup Çin!

Ozelikle son 10-15 senedir duydugumuz hikaye hep Çin in soyle gelistigi, boyle buyudugu, bundan 20 sene sonra Amerikan ekonomisini sollayacagi ve "Uyuyan Dev" benzetmeleri idi. Bunlar Çin hem teknolojide hala geri oldugu hem de uluslararasi iliskilerde agirligini koyamadigi icin ciddiye alinmiyordu. Çin in ortalama %10 gibi inanilmaz bir buyumeyi surdurebilmesi ve hem teknolojik acidan gelismis ulkeleri yakalamasi hem de WTO ya girip dunya ticaretinde soz sahibi olmaya baslamasi Çin ile ilgili ongoruleri tahmin olmaktan cikarip bir "Uyanan Dev" gercegine donusturdu.

Ozelikle Newsweek de gecen hafta cikan bir yaziyi
okurken Çin in post-Sovyetler dunya duzeninde nasil yerini almaya basladigini gorebiliyorsunuz. Afrika ve Guney Amerika ulkelerine buyuk miktarlarda borc veren, devlet destekli sirketleri yurtdisinda buyuk ihaleler alan ve yuruttukleri pragmatik dis politika ile seslerini daha fazla cikarmaya ve duyurmaya baslayan bir super guc var karsımızda. Ozellikle 2008 Pekin Olimpiyatlar in da tum dunyaya artik uyuyan devin uyandigini gostericeklerdir kanisindayim.

Çin yavas yavas su anda ABD ye endeksli ve tek kutuplu gozuken dunya duzeninde, ideoloji ve yonetim sistemlerinden cok dis politikaya bakis acilarindan dolayi ABD ile catisan yeni bir kutup yaratacaktir. Artik kreditor ve politik hami olma durumuna gelen Çin, ekonomisi ve askeri gucu gelistikce A.B.D. ye daha fazla karsi durmaya ve yurtdisinda baslattigi girisimleri korumaya yonelik A.B.D. dis politikasi ile celismeye baslayacaktir. Bu yeni dunya duzeninin ne kadar istikrarli olacagi, gelismekte olan ulkeler icin ne gibi firsatlar yaratacagini veya yeni bir soguk savasa hatta gercek bir medeniyetler catismasina donusup donusmeyecegini hep birlikte onumuzdeki on sene icinde gorecegiz.