6.9.07

Ihracatcilar 'private equity' kiskacinda!


Turkiye ilginc bir ulke. Finans dunyasinin son donemlerdeki en populer is modeli 'private equity' fonlarinin en buyuklerinden biri dunyadaki bunca kredi sikisikligina ragmen gecen hafta bir Turk sirketini satin aldigini duyurdu. Olumlu veya olumsuz Turkiye gazetelerinde konuya yer yok! Hafta sonu satisi kapatan (satin alan) analistle tanistim. Yuzunde guller aciyor!

Satilan sirket Turk kara tasimacilarinin ortak girisiminin urunu olan U.N. RO-RO adinda bir tasima sirketi. Ne yapar U.N. RO-RO? Kendine ait kara ve deniz terminallerini ve 13 gemilik filosunu kullanarak Turk kamyonlarini Italyan limanlarina tasir. Turkiye'de bu tasimacilik pazarinin yuzde ellisinden fazlasina hukmeden bir sirkettir RO-RO. Satildigi fiyat ise aciklanmadi!

Peki basinin ilgisizligini bir kenara birakip biz ilgilenelim-

Bu satin alma Turkiye icin ne ifade etmektedir?

Olumlu acidan bakacak olursak U.N. RO-RO da uzun vadeli bir deger potansiyeli gorulmus olmasi Turkiye'nin ihracat potansiyelinin yuksek oldugu algisinin yansimasidir. Netekim bu algi bizim icin olumlu bir durumdur. Ayrica satis tutarinin U.N. RO-RO'nun 180 kadar tasimaci ortagina bolunmesi bir girdi olacagindan ekonomimiz icin kisa vadede bir pozitif nakit akisi soz konusu.

Peki olumsuz olan nedir?
Oncelikle Turkiye Ihracatcilar Meclisi baskani Oguz Satici'nin soyledigi gib U.N RO-RO'nun satisinin Petkim, Erdemir gibi hic bir stratejik degeri olmayan kurumlara oranla cok daha kritik bir satis oldugunu belirtmek gerekir. Turkiye petkimin urettigi plastigin 5 kat fazlasini ithal eden, erdemirin urettigi celigin yine cok ustunde celik ithal eden bir ulke oldugundan bu kurumlar bir stratejik onem arz etmezler, fakat tekel pozisyonu dolayisiyla U.N. RO-RO Turkiyenin ticaretini etkileyebilir. Yani Turkiye'ye bir ambargo uygulanmaya calissa ve satin alan fon RO-RO seferlerini durdursa ekonomi buna en fazla bir kac ay dayabilir bile diyebiliriz. Netekim Turkiye'nin Avrupa'ya olan ihracatinin cok buyuk bolumu bu gemilerle tasinir. Tabi bu isin komplo teorisi kismi. Boyle bir olasilik cok dusuk. Fakat asil onemli olan Turkiye'nin ihracat gelisimi hedefine hizla ilerlerken cok karli olabilecek bir sirketi belki de cok erken elden cikaran hissedarlarin yaptigi potansiyel hatadir. Tabi fiyat aciklanmadigi icin bu yorum biraz abesle istigal olabilir ama haftasonu gordugum KKRcilarin yuzlerinden okundugu kadariyla bu kredi ortaminda bile can yakmadan U.N. RO-RO ya sahip olmuslar. Simdi U.N. RO-RO 'private equity' is modelinin getirisi geregi cok ciddi bir yapisal degisiklige gidecek, cok daha esnek ve agresif bir plan izleyecek ve 10 sene icinde sirket degerini maksimuma tasimak icin her yolu sececektir. Sektorun dogasi geregi masraf semalarini tumden assagi cekmek kolay olmayacagindan tercih edilecek en mantikli yol simdiye kadar tasimaci ortaklarin etkisiyle sinirli kalan kar marjlarini maksimuma cekmek olacak. Kisacasi bugun hissesi karsiligi bi kac yuz milyon alan eski RO-RO ortagi Turk tasimaci bundan sonra yukselecek fiyatlar karsisinda bu parayi 10 senede pasa pasa geri akitacak. Peki tasimaci ne yapacak? Bu masrafi ureticiye cakacak! Sonuc olarak ne olacak? Turkiye'nin ihracatta rekabet gucu darbe yiyecek!


Birde bu isin 10 sene sonrasi var! Cunku 'private equity' buy-to-sell (satmak icin almak) yatirim modelidir ve borclanarak aldigi sirketi 10 sene icinde kar icin elden cikarir. Kim alacak U.N RO-RO'yu? Ya sattigimizin iki katina biz Turkler yada cebinde nakit parasi olan Rumlar! Italyanlar! veya Araplar!
Efektif calismayan sirketlerin satilmasina karsi degilim. Hele hele devlet isletmelerinin satilip devletin kuculmesine hic karsi degilim. Ama boylesi potansiyeli olan sirketleri daha olgunlasmadan 3 kurus askina gozden cikaran ac gozlulerin bir plani var mi gelecek icin?

Oguz Satici her ne kadar 'private equity' kavramindan pek cakmiyor gozukup KKR'in isletme tecrubesi olmayan ve bilinmedik bir sirket oldugunu soylesede yaptigi elestirinin hakli yonleri var!
Mustafa Domanic
Ilgilenenler icin Oguz Satici'nin serzenisi:

Turkiye Ihracatcilar Meclisi (TIM) Baskani Oguz Satici, U.NRO-RO'nun satisina degil satis sekline karsi ciktiklarini belirterek,"Turkiye'nin kara tasimaciliginin yarisindan fazlasini bu sirket yapiyor. Busirketin kontrolu, istemeyeceginiz insanlarin ya da rakiplerinizin elinegecebilir. Bu RO-RO gemilerinin iki gun calismadigini dusunebiliyor muzunuz?"dedi.Satici, Devlet Bakani Kursad Tuzmen'in 150 kisilik heyetle Cin'e yapacagiziyaret oncesi duzenlenen basin toplantisinin ardindan gazetecilerin U.NRO-RO'nun satisi ile ilgili sorularini yanitladi.U.N RO-RO'nun satisina karsi cikmadiklarini, satis seklinde karsi ciktiklariniifade eden Satici, sunlari kaydetti:"U.N RO-RO bir fon sirketine satilabilecek capta bir sirket degil. Turkiye'debazi genis kesimler zaman zaman stratejik sirketler 'satilmasin' diyekonusurlar. Erdemir, Petkim gibi hic bir stratejik onemi olmayan sirketlerleilgili, stratejik olduguna dair buyuk konusmalar yapilir ama Turkiye icingercekten cok stratejik onemi olan bir sirket hic kimsenin gormedigi,bilmedigi, hic bir isletmecilik tecrubesi olmayan Kohlberg Kravis Roberts & Co.L.P. (KKR) gibi bir fon sirketine satiliyor. Satilma anlasmasi yapiliyor,Turkiye'de kimse ses cikarmiyor."Satici, sirketler ozel sektor de olsa kamu da olsa Turkiye'nin sirketlerioldugunu, bu hassasiyeti herkesin mutlaka gostermesi gerektigini vurguladi. "Satis daha seffaf olmali" Turkiye'nin kara tasimaciliginin yarisindan fazlasini bu sirketin yaptiginadikkat ceken Satici, sunlari soyledi:"Bu sirketin buyuklugunun, gucunun sebebi sadece sirketin ortaklari ya dasirketin sahipleri degil. Bu, cok ortakli bir yapi oldugu icin TIM ve benzerkurum ve kuruluslarin, devletin, kamunun Dis Ticaret Mustesarliginin, UlastirmaBakanliginin verdigi guc ve destekle buyumus, buyutulmus, Turkiye icinolusturulmus bir sirkettir. Satisi mutlaka daha seffaf, kamuoyunun yakindanizleyecegi, anlayacagi bir bicimde yapilmalidir. Bu kesinlikle bizimonaylayamayacagimiz bir durumdur bu yanlistan da umuyoruz ki U.N RO-RO sirketiya da bu sirketin ortaklari en kisa zamanda vazgecer."Fon sirketinin U.N RO-RO'yu yarin hic istemeyecekleri birine devredebileceginiifade eden Satici, "Bu sirketin kontrolu istemeyeceginiz insanlarin ya darakiplerinizin eline gecebilir. Bu RO-RO gemilerinin iki gun calismadiginidusunebiliyor musunuz?" dedi.Turkiye'nin onundeki en hassas konunun tasimacilik, lojistik olduguna isareteden Satici, bu anlamda U.N RO-RO'nun herkesin kafasina gore alip satacagipazarlayacagi sirket olmadigini belirtti. "Risk alacak durumumuz yok" Oguz Satici, "En azindan kamunun, Ozellestirme Idaresinin sirketleri sattigigibi bir model olmalidir. Bu satisi ozel sektor degil de devlet yapsaydi,ozellestirme Idaresi yapsaydi hepimiz bunu mansetten 'boyle bir sey olur mu?'diye elestirirdik. Buradaki hassasiyetimizi kaybetmemeliyiz. Marmara Adasindasunu soyledim; 'Eger Turkiye adina yanlis yapan kim olursa olsun bu babamizolsa tavrimizi koyariz' dedik. Ihracatci boyle bir kimliktir, burada datavrimiz gayet nettir" dedi.Satici bu sirkete talip olan diger yatirimcilarin kendileriyle gelipgorustugunu, sirketi almalari durumunda kendileri ile iliskileri nasil tesisedecekleri konusunda teminatlar verdiklerini, ancak KKR sirketini hicgormediklerini, sonradan ortaya cikmis bir sirket durumunda oldugunu belirtti.Oguz Satici, "Herhangi bir riski alabilecek durumumuz yok. Bununrakiplerimizden birinin uzerine gecme riski milyonda bir bile olsa biz boylebir seyi risk olarak uzerimizde tasimak istemeyiz" diye konustu.

5.9.07

Otobuste namaz molasi demokratik hak degildir! Yeni bir olay hic degildir!


Efendim milliyet gazetesinin bugunku basligi yeni bir tartisma baslatti- otobuste namaz molasi. Simdi aciklamasina gecmeden once pesinen soylemeliyim ki namaz molasinin demokratik bir hak oldugunu iddia etmek demokrasi fikrinin suyunu cikartmak demektir. Benim kisisel inancim otobus yolculugunda namaz molasi verilmesini talep edenlerin dini pek kavrayamadiklari yonunde. Tabi bu kadar agir bir yargida bulunmak adil degil, belki dini anlamayan benim. Bu durumda kim girer devreye? Din adamlari. Ne demis din adamlari? Mola gerekli degildir! (bkz. istanbul muftusu)

Ama benim bildigim kadariyla hanefilerin hukukunda (netekim turkiyedeki tek din ve tek mezhep bu degil) karsilastirma yapmak gibi birsey vardir. (ki bunu atmiyorum, gittim Islam tarihi dersi aldim) Dunya degistigine gore dini gereklerde bir nebze degisir. Mesela artik ulasim ve tarim eskisine oranla farkli oldugu icin kiwi denen bir meyva var topraklarimizda fakat bu meyva ile ilgili dini bir gorus yok! Yiyip yiyemeyecegimize nasil karar veririz? Karsilastirma yaparak. Yemesi gunah olan meyve var midir? Yok, o zaman afiyetle yiyin kiwiyi.

Mesela kahve icmek gunah midir? Sarap icmek gunahtir. Niye? Cunku sarap insani sarhos eder. Kahve? Hayir. O zaman afiyetle icin.

Ayni sey namaz icinde gecerlidir. Eski donemde seferiler otobus kullanmadiklari ve baska yolcular da kendilerine bagimli olmadigi icin. daha otesi yolculuk cok daha uzun ve genelde yaya olarak yapildigi icin seferiler namazdan muaf kilinmamistir.

Fakat bir baska farz olan oructan muaflardir. Simdi otobus yolculugu ile ilgili bir hadis olamayacagina gore ne yapmali? Karsilastirma. Oruc farzi seferiye mecburi degil, niye? cunku kosullar zor. Giden otobuste namaz kilmak yada baskasinin durumunu bilmeden onu durmaya zorlamak? Bu da zor bir kosul degil midir? O zaman namaz'in kazasi kilinabilir. Kaldi ki Safi'lerin usulunde namazlari cem etmek diye bir olay var. Namazlari bazi sartlarda birlestirmek demek. Demek ki olmazsa olmaz bir durum yok ortada. Burada hosgoru beklemek degil hosgorulu olmaktir mantikli olan. Ve diger yolculara saygi duymak.

Ayrica ise demokrasi, hosgoru acisindan bakilirsa burada demokratik olan bazi yolcularin isteklerinin digerlerini baglamamasidir. Eger namazi kacirma endisesi icindeysen ozel aracinla yol al! Hosgoru diyorsan, once sen goster!

Butun bunlar bir yana aslinda daha manidar olan bu tartismanin zamanlamasidir tabi. Biraz arastiran ogrenebilir ki bu namaz molalari trabzon, rize istikametinden gelip giden otobuslerde yillardir yapilirmis. Niye simdi bir anda baslik oluvermis?

Bir dogan medya klasigi! Biz milletce kavgaya, korkuya bayiliriz ya, bize tam zamaninda bol bol kavga, bol bol korku veriyorlar. Bu adamlarin bu iki yuzlulukleri devam ettikce asil sorunlar dogru zamanlarda asla tartisilamayacak!


Mustafa Domanic


Ağır ağır, telaşlanmadan, öfkelenmeden...


Kürşat Bumin akıl dolu, mantık dolu bir yazi yazmis. Buyrun okuyalım-


Ağır ağır, telaşlanmadan, öfkelenmeden...

Hükümet programı üzerine yapılan görüşmelerde “terör” tartışması öne çıkmış. Başbakan, DTP Grup Başkanı Ahmet Türk'ün “Farklılıklar zenginliğimizdir” sözlerine atıfta bulunarak şöyle konuşmuş:
“Farklılıklar tabii ki zenginliğimizdir. Ancak bu ifadeyi kullananlar, altını çizerek söylüyorum, bu ülkede bölücü teröre destek veren terör örgütünü de terör örgütü olarak ilan etmelidir. Bunu Avrupa Birliği üyesi ülkeler yapıyor, Amerikası yapıyor, şurası yapıyor, burası yapıyor da bu kutlu çatı altında olanlar niçin yapmıyor? Onlar da yapsınlar...”
(Üç-beş yıl önce yayımladığım bir kitaba uygun gördüğüm şu başlığı tekrarlamanın yeri midir acaba: “Farklı ol, benim gibi ol!”)
Başbakan'ın bu sözleri üzerine her şeyden önce şu değerlendirmeyi yapmak yanlış olmaz herhalde:
Mutlaka herkesten önce Başbakan da biliyor ki, DTP Grup Başkanı'ndan partisi adına tez elden bir basın toplantısı düzenleyerek “Artık biz de ikna olduk ki PKK bir terör örgütüdür” benzeri bir açıklama yapmasını beklemek siyasetten zerre kadar anlamamak demektir.
Böyle bir isteğin gerçek-gerçekçilik ile uzaktan yakından bir ilgisi olabilir mi? DTP ve PKK arasında yaşanmakta olan karmaşık ilişkinin bu türden bir “jest” ile bugünden yarına çözülebileceğini hangi makul insan-siyasetçi umabilir?
Dolayısıyla, DTP'nin TBMM çatısı altındaki varlığının memleketin Kürt sorununa ilişkin gelecekte ortaya koyması mümkün olumlu katkılarının daha bugünden benzer anlamsız ve yararsız taleplerle olgunlaşmasına fırsat verilmeden erken hasat edilmeye çalışılması akılcı bir siyaset değildir.
Siz bakmayın büyük-orta-küçük medyanın konuya ilişkin soyunduğu cazgırlığa... Siz bakmayın DTP'den 30 Ağustos resepsiyonunun dışında tutulması üzerine yapılan –aslında pek de olgun olmayan- açıklamaya. Deniz Bölükbaşı'dan başlayarak bir takım siyasetçilerin “hadlerini bildirmek” amacıyla giriştikleri “rol çalma” yarışına... Bütün bunlar “Eski Rejim”in kolay silinmeyecek kalıntılarıdır.
DTP ve PKK ilişkisinin giderek zayıflayıp nihayet en aza indirgenmesi –muhakkak ki- çok zor bir meseledir. Bu zor sürecin sadece DTP'nin geçireceği olumlu bir evrim sonucuyla tamamlanmasını beklemek de hayaldir. Bu zor işin siyasetin diğer “aktörleri”ne de (bu terimi de hiç sevmem ama neyse!) önemli görevler yüklemektedir.
Tamam bugün için Ahmet Türk'ün kendilerine yöneltilen “Hadi siz de terörist deyin!” talebine karşılık yaptığı açıklama çok da doyurucu değil... Tamam bugün Diyarbakır Belediye Başkanı'nın şehrini zaptedilmez bir “kale” olarak niteleyip “hodri meydan” diyerek meydan okuması da bir tuhaf siyasal söylem örneği...
Ama unutmayalım ki, malum talepte bulunanlar kendilerini bir an için Türk'ün yerine (Ahmet Türk'ün yani) koyduklarında konuya ilişkin kendilerinin de söyleyecek fazla sözleri olmadığını göreceklerdir.
Yine unutmayalım ki, Belediye Başkanı Baydemir'e bu ölçüsüz sözleri ettiren –siz bakmayın gazetenin “Osman Bey çizmeyi aştı” manşetiyle konuyu bambaşka yönlere çekmeye çalışmasına- asıl olarak, iktidar partisinin önümüzdeki belediye seçimlerinde Diyarbakır için kendisine koyduğu amacı (son derece meşru) formüle eden (epeyce ölçüsüz) açıklamalarıdır.
Haber X'in dünkü sayfasında vardı, belki sizin de dikkatinizi çekmiştir. Söz konusu haber sitesinin gelişmelerin “stratejik-polisiye” yönlerine özel bir ilgi duyan bir haftalık dergiden (Aksiyon) aktardığı bir yorumda DTP-PKK ilişkisinin dünü-bugünü ve (muhtemel) yarını gözden geçiriliyordu. Yani özetle şöyle sorular: Öcalan, DTP üzerindeki otoritesini kaybetmekte midir? Son seçimde “Apo'cu” bazı adayların seçilememesi neyin işaretiydir? Öcalan'ın Barzani ve Talabani'ye ilişkin beslediği kadim hasımlık bugün Kürtler arasında nasıl değerlendirilmektedir? Vs.
Yani diyeceğim, Ahmet Türk'e -neredeyse boğazına yapışılıp- “Söyle, 'PKK teröristtir' de!” dedirtilmeye çalışılan bir dönemde söz konusu derginin dikkat çektiği –doğru mu yanlış mı bilemem- konuları çalışmak çok daha yararlı ve verimli değil midir?
Not: Bugün için “Nijeryalı Okey'i Beyoğlu Emniyet Amirliği'nde kim öldürdü?” sorusuna da hiç değilse değinebileceğimi sanıyordum, ama gördüğünüz gibi asıl konumuz tek başına yetti de arttı bile. Sahi “Kim öldürdü Okey'i?” Bu soruya cevap aramayı cumartesi yazısına bırakalım. Konuya ilişkin yeni İçişleri Bakanı'na sorular soralım.


Sindirilmeyecek Anayasa'ya Gerek Yok


AKP'nin 'sivil anaya' basligi altinda baslattigi yeni anayasa calismasi son surat devam ediyor. AKP'nin son taslagi basbakanin liderliginde toplanacak komisyonda belli olacak. Anayasanin yenilenmesi Turkiye icin mutlak bir gereklilik cunku su andaki hali ile anayasa toplumsal bir mutabakati yansitmiyor. Turkiye'nin karanlik bir doneminde tepeden indirilmis, kevgir gibi bir anayasa su andaki. Sadece kullanilan Turkce'nin bozuklugu bile 367 krizinde gordugumuz gibi sacma sonuclara yol acabiliyor. 301 Davalarinda gordugumuz garip, sonuc vermeyen, sadece adam fislemeye yarayan, sonuc verdigi nadir durumlarda bir insan haklari katliami olan kararlara yol acabiliyor. Toplumun bir kismini gormezden gelebiliyor. Turkiye'nin yaralarinin derinlesmesine ilac olamiyor.

Turkiye'nin yaralarini sarmasi icin yeni bir toplumsal sozlesmeye ihtiyaci var. Bu devletin, bayragin altinda neden toplandigimizi, neden bu devleti surdurmek istedigimizi ortaya koyan bir anayasaya. "Vatandas mi devlet icin, devlet mi vatandas icin?" sorusunun cevabini 'devlet vatandas icin' olarak acik ve net verecek bir anayasaya. Sivil bir anayasaya.

Fakat yeni yapilacak bir anayasa yine tepeden inecekse; yine ihtiyactan dogmayan, ihtiyac uzerine yapilsa bile bu ihtiyaclara cevap olmayan bir anayasa olacaksa hic olmasin. Eger gecen anayasanin gormezden geldiklerini gorup yeni olusan bazi endiseleri gormezden gelecekse hic yazilmasin. Eger eski yaralari sarayim derken yeni yaralar acacaksa- tartisilmasin.

AKP bir iki hafta icinde taslagini bitirecek. Eger 'taslak' direkt meclise gidecekse bu isin sonu yas. Taslagin once tamamen tanitilmasi, tartismaya sunulmasi gerek. CHP'den, MHP'den, DTP'den ve DSP'den hukukcularin cagrilip medeni bir 'calistay' yapilmasi gerek. Tabi bu tarz bir tartisma hemen sonuc vermeyecek, CHP ve MHP'nin ilk asamada DTP ile uzlasmasi imkansiz gozukecek. Fakat 'bulusun anasi ihtiyactir', bu anayasaya en cok ihtiyaci olan DTP ve AKP ise (dikkat edin 366 oy eder), en azindan hukukcular seviyesinde medeni bir tartisma yapilip meclise gitmeden biraz daha yol alinmasi mumkundur. Daha sonra hukukcular nezdinde yol almis taslak sivil kuruluslara, basina tekrar dagitilir ve kamuoyu tepkileri geldikten sonra meclis anayasa komisyonunda 4 parti grubu arasinda tekrar tartisilip meclise sunulursa o zaman belki bir sansi olabilir. Burada kritik olan toplumun en az yuzde seksenlik bir bolumunun destegini alabilmesidir. Eger bu saglanirsa siyasal partiler uzerinde baski artar ve kabul edilir. Bence yine her halikarda anayasa halk oyuna da sunulmali...

Peki bu hayali tablo gerceklesmez de AKP tek basina, belki sadece DTP'nin destegiyle anayasayi gecirmeye calisirsa? Belki 1 sandalye boslugu doldurulur ve mecliste kabul edilir, doldurulmasa bile bir sekilde referanduma gidilir ve su gorunusle yuzde 53 civari oyla yine kabul edilebilir!

Peki yuzde 47'nin kabul etmedigi bir anayasa yukarida bahsettigimiz anayasa olu mu? Olmaz. 'Sivil' olur mu? Olmaz.

Olmayacaksa hic olmasin.

Acele ise seytan karisir derler. Aman seytan anayasamizdan uzak dursun!

27.7.07

Zafer Uskul Kemalizm'i tartismaya acti ve Anayasada yer almasinin gereksiz oldugunu savundu.

http://www.ntvmsnbc.com/news/415592.asp AKP'nin secim oncesinde bunyesine kattigi sosyal demokratlardan birisi olarak bilinenen Mersin milletvekili, Bogazici Universitesi Siyaset Bilimi Profesoru ve Anayasa hukukcusu Zafer Uskul, Kemalizm'e gonderme yapan maddelerin hazirlanmasi dusunulen yeni anayasada yer almasinin gereksiz oldugunu, yer almamasi gerektigini belirtti. NTVMSNBC'nin Sabah gazetesine atfen yayinladigi haber yukarida belirtilen linkte yer aliyor. Bu aciklama cercevesinde Mumtaz Soysal, Ibrahim Kaboglu gibi hukukcularin gorus ve yorumlari icin http://www.ntvmsnbc.com/news/415627.asp

26.6.07

Beklenen oldu ve soykırım suçlusu Hırvatistan AB üyeliğinde Türkiye'yi solladı!

Beklenen oldu ve soykırım suçlusu Hırvatistan, büyük bir haksızlık sonucu Türkiye'yle aynı anda müzakerelere başlayan Hırvatistan, daha da büyük bir haksızlık sonucu bu müzakerelerde de Türkiye'yi şimdiden solladı! Bu eski Yugoslav cumhuriyetinin 2009'da üye olması bekleniyor! Türkiye serbest piyasa ekonomisini -en az AB üyesi Bulgaristan ve Romanya kadar, fakat aslında onlardan çok daha fazla- yerleştirmiş, 11 yıldır tüm AB ülkeleriyle Gümrük Birliği içerisinde yer almış, 1946'dan beri çok partili demokratik sistemi uygulamış ve 1983'ten beri klasik anlamda darbe yaşamamış, siyasi ve hukuki sistemini AB'yle -en az AB üyesi Romanya gibi ülkeler kadar- uyumlu hale getirmiş bir ülke olarak, müzakereleri bir an önce tamamlamalı, ve gecikmeksizin AB üyesi olarak kabul edilmelidir. Bugünkü durumda suçun büyüğü önyargılı ve haksız bir değerlendirme yapan AB tarafındadır. Radikal'deki haberde Sarkozy ve Merkel'in rolüne yer veriliyor: http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=225187

17.5.07

Radikal gazeetesinde yayinlanan "Baskanlik Sistemi Demokrasiye Zarar" adli makalem

"Baskanlik Sistemi Demokrasiye Zarar" adli makalem gecen Cuma (11 Mayis 2007) Radikal gazetesinde yayinlanmis, internetten okumak icin su adresi kullanabilirsiniz:
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=220910&tarih=11/05/2007

11.12.06

Müslüman sol geliyor!

'Nerede bu Müslüman Sol' diye beklenen hareket, pazartesi sabahı sürprizi olarak karşıma çıktı Ahmet Hakan'ın bugünkü yazısında. İslami Sağ'ın bu kadar güçlü olduğu bir ülkede İslami Sol'un olmaması nereden bakılırsa bakılsın acayip bir durum, fakat bu durum değişebilir gibi gözüküyor. Yazının konuyla ilgili kısmı şöyle:

"Müslüman sol geliyor OH be! NİHAYET, "Müslüman eşittir sağcıdır" paradigması esaslı bir darbe yiyecek.Nihayet, "Bir Müslümanın solcu olması, sağcı olmasından evladır" anlayışı siyaset dünyasında yankı bulacak.Çünkü...Yılların CHP’lisi Ertuğrul Günay ile yılların İslamcısı Mehmet Bekaroğlu el ele verip, bir "Müslüman sol" hareket başlatıyor!Sakın yanlış anlaşılmasın...Bu hareket, Şanar Yurdatapan’ın "Kızıl"ı, Abdurrahman Dilipak’ın "Yeşil"i temsil ettiği o "İkili hareket"e hiç mi hiç benzemiyor.Yani...Biri, "Ben solcu ve tanrıtanımazım ama pekala Abdurrahman’la oturup konuşabiliyorum", diğeri ise, "Ben İslamcıyım ama Şanar’ın şarabına karışmıyorum" tarzı mesajlar vermiyor.Günay ile Bekaroğlu ikilisinin farkı şurada:İkisi de "Biz solcuyuz" diyor. İkisi de "Biz Müslüman’ız" diyor. Hatta...Bekaroğlu, hem Müslüman olup, hem de solcu olunabileceğinin teorik çerçevesini çizerken, Ertuğrul Günay, hem solcu olup hem de Müslüman kalınabileceğinin teorik çerçevesini çizmekle meşgul. Yani...Birinin "Müslüman" tarafı, diğerinin "Sol" tarafı temsil ettiği bir hareket değil bu...Söz konusu olan "Farklı gibi görünen iki anlayışı" bir potada eritmiş iki siyasetçinin buluşması...***Günay ve Bekaroğlu ile geçtiğimiz günlerde kahvaltıda buluştuk.İkisi de heyecanlı ama temkinliydi.Hemen bir siyasi parti oluşumuna gitmek yerine, bu yeni anlayışın nasıl bir yankı uyandıracağını görmek için zemin yoklaması yapma kararı almışlar.Bu doğrultuda çeşitli kesimlerle buluşup tartışıyorlarmış."Müslüman solcu" anlayışının, siyasete yansımasının anahtar kavramlarını şöyle sıralıyorlar:"Eşitlik, adalet, özgürlük."Bu üç temel kavramın İslam ile sol arasındaki hedef birliğini temsil ettiğini düşünüyorlar.Ardından da ekliyorlar:"Ne CHP solcu, ne AKP İslamcı... Bu iki parti de eşitlik, adalet ve özgürlük konusunda samimi ve ısrarcı değil."Bekaroğlu Che’den, Ertuğrul Günay Ali Şeriati’den söz ediyor.Ve her ikisi de "Türkiye’de sol sağdır, sağ soldur" diyen İdris Küçükömer Hoca’yı rahmet ve minnetle anıyor."
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/5589888.asp?yazarid=131


İlginç tabi. İslamiyat dergisinin 'İslamın Sol Yorumu' diye bir sayısı vardı, hatta ben de almıştım ama nerelerde n'oldu da o sayı kayboldu hala bilemiyorum. Artık elimde yok. Belli ki yayıncının da elinde yok çünkü İslamiyat dergisinin websitesinde 'stokta kalmamış' deniyor.
http://www.islamiyat.com.tr/kitabiyat/index.php?c=52&p=118 Yazık. Soğuk Savaş döneminde, sosyalist düşüncenin etkisiyle bu akım daha güçlüydü. Sosyalizmin eşitlikçi düsturunu İslam dininde 'zaten var' diye kapsayıcı bir anlayışla ele alanlar vardı. Fakat elbette din siyasete alet edilmemeli, hatta teorik anlamda da hiçbir din, ister Hristiyanlık, Musevilik, İslamiyet olsun, 'bu din aslında kapitalisttir, yok aslında sosyalisttir' diye kendi ortaya çıktıkları devirlerde var olmayan akımlara indirgenmemeli, fakat paralleliklerin vurgulanması elbette ki kabul edilebilir. Sonuçta sağ partiler onyıllardır dini kendi ideolojilerine destek veren bir unsur olarak kullandıklarına göre, demek ki genel bir prensip olarak din-siyaset ayrılığı zaten sürekli ihlal edilmiş. Denilebilir ki solcular da benzerini yapsa n'olur? Sağın yanlışı solu haklı çıkarmaz ve bu yüzden dikkatli olmak gerek. Sonuç olarak bu kadar güçlü bir İslami Sağ'ın olduğu bir ülkede İslami Sol'un olmaması mantıksız bir durumdu, ve durumun aşılmaya çalışıldığını gösteren bu köşeyazısı ilgi çekici.

Tam bu köşeyazısının üstüne Yeni Şafak'ın bugünkü haberi bu Müslüman Sol hareketin tamamlanma aşamasına geldiğini ve kısa zamanda partileşeceğini belirtiyor. Saadet Partili Mehmet Bekaroğlu'yla eski CHP genel sekreteri Ertuğrul Günay'ın ortak çabası yılbaşına kadar basın toplantısıyla halka tanıtılacak, yılbaşından sonra da kısa sürede parti olarak kurulacakmış.
http://www.yenisafak.com.tr/politika/?t=12.12.2006&q=1&c=2&i=19137&Müslümansol/parti/de/kuruluyor

15.11.06

"Demokrat bir Kongre'nin Politikalari"

Demokratların Kongreyi ele geçirmesinin Ortadoğu ve Türkiye'yi nasıl
etkileyeceğine dair "Demokrat bir Kongre'nin Politikalari" başlıklı
makalem yarınki-bugünkü (Çarşamba, 15 Kasım) Yeni Şafak gazetesinde.
Internette de şu adresten okunabilir:
http://www.yenisafak.com.tr/yorum/

9.10.06

Doğu-Batı dergisinde çıkan yazım.

Etnik Kategori ve Milliyetçilik: Tek-etnili, Çok-etnili ve Gayri-etnik Rejimler adlı makalem Doğu-Batı dergisinde çıktı. Türkiye'de pekçok kitapçıda bulunabilir. Doğu-Batı dergisi hakkında genel bilgi için http://www.dogubati.com Yazımın çıktığı son sayı için http://www.dogubati.com/issues/issue38.html Tahminime göre en azından yıl sonuna kadar derginin bu son sayısı satılmaya devam edecektir. İlgilenenlere duyrulur.