20.3.06

Irak Savaşının içyüzünü aydınlatan muhteşem bir makale: "The Israel Lobby"

Irak Savaşının ve ABD'nin anlamsız Ortadoğu siyasetini açıklığa kavuşturan muhteşem bir makale. Chicago Üniversitesinin en önde gelen siyaset profesörü (benim de eski danışman hocam) John J. Mearsheimer ve Harvard Üniversitesi Kennedy School of Government'ın dekanı Stephen Walt'tan 'The Israel Lobby'. Mutlaka okunmalı, okutulmalı. Göz açıcı, harika bir eser.

http://www.lrb.co.uk/v28/n06/mear01_.html adresinden okuyabilirsiniz.

9.3.06

Rahat Birakin Pasalarimi

Bir hafta once 28 Subat'in yildonumu ile ilgili yazilari aktardik, hemen akabininde Semdinli olaylari ile ilgili iddianame gundeme geldi. Org. Buyukanit'in isminin iddianame de gecmesi ile bir kasik suda firtina koparildi, komplo teoricileri calismaya basladi ve bir kriz yaratildi. Sonucta bu kriz hala 28 Subat zihniyetinden siyrilamamis oldugumuz anlamina geliyor.

Ordumuz kendi icindeki pisliklerin farkinda ve var gucu ile bunlari temizlemeye calisiyor. Artik sik sik yargilanan generaller, albaylar goruyoruz. Ancak nedense bunu disardan birileri yapmaya kalkinca butun askeriye emeklisi, aktifi ile ayaga kalkiyor. Aslinda asil temizlenmesi gereken Guneydogu Bolgesi ve burda artik kemiklesmis ve askerin de icinde bulundugu derin devlet cetesi. Bu bolgede gorev yapan askerlerin kendi anlatiklarindan biliyoruz ki kacakcilik burda asker himayesi altinda devam ediyor. Guneydogu bolgesi teror ile mucadeleden dolayi hassas bir bolge oldugu icin burda ne yazik ki kapsamli bir temizlik yapilamiyor. Semdinli olaylari sadece bunun su yuzune cikan bolumu ve arkasinda kisisel nedenler mi, bir hesaplasma veya uyusturucu, kacakcilik gibi baska nedenler mi var su anda bilmiyoruz ve belki de hic ogrenemeyecegiz.

Ne yazik ki bizim devlet ve asker kulturumuzde ta Tanzimat donemine dayanan askerin hukumetin, hukukun hatta devletin ustunde oldugu ve aslinda butun bunlarin garantoru oldugu kanisi var. Devlet icinde devlet gibi, bagimsiz gorev yapan, ne Avrupa da ne de dunyanin diger gelismis demokrasilerinde olmayan Genelkurmay Baskanligi bunun en guzel ornegi. Hele hele "gizli anayasa" denilen Milli Guvenlik Belgesi ni demokratik bir hukuk devletinde anlayabilmek daha da zor. Askerlerimiz bu otoriteye ve otonoma o kadar alismilar ki herhangi bir mudahaleyi bagimsizliklarina hatta varliklarina bir tehdit olarak gorup, var gucleri ile engellemeye calisiyorlar.

Tabi ki bu iddianame de Sayin Buyukanit'a karsi ciddi bir suclama yok ve savcinin isguzarligi sozkonusu, ama 28 Subati da destekleyen bazi cevreler, yine kan kokusu alip olayi bir krize donusturmeyi basardi. Caresiz Deniz Baykal ise CHP gelenegini olan askere umut baglamayi surdurup, "sivil darbe girisimini onledik." gibi anlamsiz aciklamalar yaparak bu krizden bir pay cikarmaya calisti. Bu son sacmaliklari ile partisini yuzde on barajinin altina itmemistir insallah. Ama daha da onemlisi yargi reformunun ne kadar gerekli oldugunu bir kez daha gorduk.

Hukumet ise ne yapacagini sasirmis durumda ve sanki sucluymus gibi ozur dilemeye calisiyor. Biraz basiretli olsalar, iki yuzluluk yapmasalarda bu sefer gercekten yarginin isine karismasalar iyi olacakti ama ne yazik ki hukumet de farkinda ki hala demokrasimiz pamuk ipligine bagli, hala emekli veya aktif herhangi bir pasa aciklama yapinca yer yerinden oynuyor, hala askerler gunluk politik konularda aciklama yapma geregini duyuyor, bu yuzden krizler cikiyor, borsa bile dususe geciyor.

Ulkemizde askere karsi buyuk bir saygi var ve bu kotu birsey degil ama askere saygidan once demokrasiye ve hukuk devletine sahip cikmak gerekli. Artik 83 yillik Turkiye Cumhuriyetinin ordunun himayesine ihtiyaci olmayacak kadar saglam olmasi gerekli. Yoksa bosuna mi o Cumhuriyetimizin 75. yili reklamlari televizyonlarda, gazetelerde yayinlandi, askerler sivillerle ele ele kol kola yurudu? Pasalarimiz artik politikayi, egolarinizi, rejim muhafizligini bir kenara birakin ki sizi de rahat biraksinlar ve demokrasimiz de, milletimiz de, devletimiz de rahat bir nefes alsin.

28.2.06

28 Subat'ı unutma, unutturma!

Eski Cumhurbaskanimiz ve 28 Subat'in tetikcilerinden Suleyman Demirel yine yakin tarihimizde kara bir leke olan "28 Subat sureci"ile ilgili inciler dokmus. Tabi ki bu yildonumunu, sivil toplum demokratik haklarina sahip ciksin, baska darbelere izin vermesin diye hatirlamak, tartismak ve ilgili olanlari ifsa etmek yazarlara ve tarihcilere dusen bir gorev ama acaba onlar gorevlerini layikiyla yapabiliyorlar mi?

Bu olayin icindekiler, taniklari konussun veya gizli kayitlar ifsa edilsin de bunun nasil bir askeri darbe olduguna veya olmadigina birakin isbirlikcisi Demirel degil de kamuoyu karar versin. Uzerinden 9 yil gecmesine ragmen birakin anayasal suc isleyenler hakkinda yasal islem yapilmasini, Bati Calisma Grubu, Cevik Bir'in faaliyetleri, basin ile ordu liskileri gibi onemli konularda konusulmuyor bile. Kimse gecmiste kalmis yaralarin desilmesini istemiyor ama gerceklerinde tum ciplakligi ile kamuoyunun gozu onune serilmesi, bu gibi sureclerin bir daha tekrarlanmamasi icin sart.

Dun Sabah'da, bugun de Radikal'de iki yazar konuya degismis:

Mehmet Altan

Yarın 28 Şubat


Sülalesinin yargiya düsen mallarini güvence altina almak amaciyla mi yoksa epeydir Ankara'da tasarlandigi söylenen bir senaryodaki rolü geregi mi ya da bu yasina ragmen siyasal istahini hala dindiremedigi için mi bilemiyorum ama Süleyman Demirel'in 28 Subat için "kim demis post-moderndarbe" dedigini görünce birden o günlere gitti aklim. Iki kez darbeyle devrilmesine ragmen bunu sorun yapmadigi ve kendisini deviren generallerle bir zaman sonra kol kola girip açilislara gidecek kadar siyasal hazmi genis oldugu için onun bu konudaki sözlerini insanlar pek ciddiye almaz.
28 Subat'in "darbe" olup olmadigini aslinda en iyi bilecek kisi de odur ama onun siyasal hesaplarinin dogrularla kesismesi pek kolay olmaz.

Ancak nedeni ne olursa olsun 28 Subat'i hep hatirlamakta fayda var.
O dönemdeki darbeci cuntanin ortalarda dolasmaya merakli bir generali, bir canli yayinda 28 Subat'in "post-modern" darbe oldugunu söylemisti. Gerçek bir hukuk devleti olsaydik "anayasal bir suçu" itiraf edenler çoktan yarginin önüne çikmis olurdu.
Hasan Cemal de "Kürtler" adli kitabinda, Çevik Bir'in o dönemin gazete patronlarina neler söyledigini anlatir... Hangi demokratik ülkede generallerin yazarlarla ilgili gazete yönetimlerine baski yaptigi görüldü...
O dönemde, simdi hepsi hayatta olan kimlerin neler yaptigi hepimizin hafizasinda... Belgeleri de ortada...
Ortada olmayan sadece hukuk. Darbecilerden korkup, yazarlara çizerlere baski yapmanin utanci nasil tasinir, bunu ben hiç anlayamadim.
Türkiye'de tüm darbeleri yasadim. 1971'de evi basip kitaplari toplayan, ardindan babama Selimiye'de agir manevi iskence yapan dönemin Sikiyönetim Komutani Faik Türün yasaminin son otuz yilini canli hayalet gibi yasadi. Oglu soyadini degistirdi...
Darbecileri, isbirlikçileri, bitmeyen bir kinle sürüp giden yazar düsmanligini yakindan izledim. Hepsinin gelisini ve gidisini gördüm. Hepsi de iktidarlarinin hiç bitmeyecegini sanirlardi.
Ne oldu, geriye büyük bir utanç kaldi. Belki bunlari bir gün daha uzun uzun anlatir, yazariz.

28 Subat post-modern darbesi "laiklik" elden gidiyor diye yapildi. Benim merak ettigim su: Atatürk devrimleri yerli yerine oturduysa "laiklik neden elden gitsin?" Yok bu devrimler tehlikedeyse, neden hala tehlikede olacak kadar sallantida duruyor? Askerler, sürekli olarak laiklik ilkesinin tehlikede oldugunu söylüyor. Ama buna tüm toplumun sahip çikmasini saglayacak sosyoekonomik gelismelere destek olmak yerine tanklardan medet umuyorlar. "Laiklik elden gidiyor" kaygisi gerçek bir kaygi mi, yoksa iktidar savasinda kullanilan bir silah mi dogrusu pek ayirt edilemiyor.
Yarin 28 Subat post-modern darbesinin yildönümü... Ben "din devletinde" de yasamak istemiyorum, askeri rejim altinda da...
Temel hak ve özgürlüklerin evrensel hukuk kurallariyla güvence altina alindigi dogru dürüst bir ülkede yasamak istiyorum. Bunun tek saglikli yolu Türkiye'nin ekonomik ve sosyal sorunlarinin, çok daha büyük ölçüde zenginlik ve özgürlük üretecek hale gelmesi. AB süreci de bunu saglayabilecek bir reçete...

28 Subat döneminin en sicak günlerinde de, bizleri kendi darbeci mantiklarinin propagandasina alet edemeyip andiçlayanlarin, yazarlara baski yapmaya ugrasan darbecilerin silinip gideceklerini, bizlerin de yaptigimiz islere devam edecegimizi biliyordum. Suçlulari cezalandiran bir "hukuk" yoksa da...
Onlari kenara iten bir "hayat" var çünkü...


Hasan Celal Guzel

28 Subat'tan bugune esintiler


Demirel, 28 Subat'i savunmaya ve darbe olmadigini söylemeye devam ededursun;
28 Subat'i yapanlar, secaat arzedip sirkatlerini söylemekten kendilerini alamamislardir.
4 Subat'ta Sincan'da tank yürütenler, 'balans ayari' yapanlar, devrin Genelkurmay Genel Sekreteri ve diger erbab-i müdahale, hâlen bülbüller gibi sakiyarak suçlarini itiraf etmektedirler.
28 Subat, açikça bir askerî müdahale ve darbedir. Lâkin, bölük pörçük hatiralar disinda 28 Subat Darbesi'nin gerçek hikâyesi henüz yazilmamistir.
28 Subat'in içyüzünün ortaya çikarilabilmesi için, TSK'daki kayitlarin ayrintili sekilde incelenmesi, özellikle illegal 'Bati Çalisma Grubu' darbe örgütlenmesinin açiga kavusturulmasi gerekir.
28 Subatçilar, TSK içinde tamamen illegal sekilde örgütlenmis; 'konseptler' 'andiçlar' yayinlamis; halki siyasî ve ideolojik biçimde fislemis ve açikça suç islemislerdir.
Yargi mensuplarini Genelkurmay'a doldurup brifing veren ve komutla alkislatan bir yönetimi, normal ve demokratik bir rejimle bagdastirabilir misiniz?

Bugün, Genelkurmay Baskani Org. Özkök'ün Anayasa ve kanunlara uygun demokratik tavri ve idaresi, 28 Subat Dönemi'ni fiilen sona erdirmistir. 21. yüzyilin basinda, AB'ye girme mücadelesi veren Türkiye'de, artik ordunun açikça veya üstü örtülü sekilde müdahalede bulunacagina pek ihtimal vermiyoruz. Bu dönemde -gerekçesi ne olursa olsun- yapilacak bir müdahalenin Türkiye'yi içinden çikilmaz bir felakete sürükleyebilecegini tahmin etmek zor degildir. Buna mukabil, hâlâ bu konuda hirsli politikacilarin ve milletin iradesini bir türlü hazmedemeyen muhteris jakoben zorbalarin provokasyonlarina devam ettiklerini müsahede ediyoruz.
Önümüzdeki günlerde, yaklasan Cumhurbaskan-ligi seçimini baski altina almak isteyen politik ve bürokratik çevrelerin, siyasî iktidar üzerinde kurmaya çalistiklari baskiyi arttiracaklari ve AK Parti'yi erken seçime götürmeye çalisacaklari anlasiliyor. Ancak, bu baskinin ülkeyi yeni bir '28 Subat Modeli'ne sürüklemesi kolay degildir.
AK Parti Iktidari, geçmisteki 28 Subat zorbali-gindan ders almali; baskilara aldirmadan ve hata yapmamaya çalisarak yoluna devam etmelidir.

Türkiye'nin bu yüz kizartici müdahalelerden kurtulabilmesi için halkin bir 'sivil itaatsizlik' suuru kazanarak demokratik haklarini korumasi ve kendi iradesiyle is basina getirdigi temsilcilerine sahip çikmasi lâzimdir. Antidemokratik ve gayrimesru müdahalelere karsi çikabilmek, demokrasinin devami için AB'nin emniyet sübabi olmasindan çok daha önemlidir.

11.2.06

Yargidaki Bölücüler

Turkiye'de ki adalet sisteminin kapsamli bir reformdan gecmesi ve yargi kadrolarinin genclestirilirek yenilenmesi gerektigini burdan bircok kez soyledik. Sadece yasa cikarmak ve degistirmekle is bitmiyor ne yazik ki, yargi yine gerceklerden ve halktan kopuk bir sekilde kendine has yorumlar yapmaya devam ediyor. Son danistay kararlarında goruldugu gibi sadece munferit birkac mahkeme, savci veya avukat degil yuksek mahkemelerimizde bu şovenist ve yasakci zihniyetin hakimiyeti altinda.

Imam hatipliler hala marjinalize edilmek isteniyor, ailelerin cocuklarini daha iyi bir dini egitim alsin diye yolladiklari bu okullara giden cocuklarin onu kesilmeye devam ediliyor. Halbuki bundan daha 6-7 sene once bu okullardan OSS sampiyonlari cikiyordu. Ailesinin hangi niyetle olursa olsun Imam hatip e gonderdigi cocuk niye hayati boyunca cezali duruma dussun, niye ilimin yaninda iyi bir dini egitim alan insan imamdan baska bir meslek edinemesin? Dunyanin her yerinde kliseler veya diger dini cemaatler tarafindan kontrol edilen okullar var ve bunlarin ogrencileri din adami olmak icin degil daha iyi bir dini ve ahlaki egitim almak icin bu kurumlara gonderiliyor. Burdan mezun olanlar da istedikleri yuksek ogrenimi gorebiliyorlar, sosyal adalet de zaten bunu gerektirmez mi? Yoksa amaclari toplumu dindar olanlar ve olmayanlar diye ikiye bolup bir cesit kast sistemi mi yaratmak?

Danistay simdi daha da kustahlasarak bir anaokulu ogretmenin okulda basini acmasina ragmen, sokakta ne giymesi gerektigine karar vermeye calisiyor. Bu yasakci zihniyet senelerdir toplumu ve ulkemizi bir gerginlikten digerine surukledi, istikrarsizlik ve krizler yaratti. Tam toplumsal barisi saglayacak bir cogunlukla meclise gelen iktidar yaralari saracak derken, bu sefer karsisina yarginin dinazor kadrolari ve yine o kadrolardan gelen bir Cumhurbaskani cikti. Artik acin su milletin onunu, kendi milletinizden korkmayin. Turk halki son 10 senedir yapilan her secimde gosterdi ki degisim istiyor, ozellikle inanc ozgurluklerini istiyor, ama secilmemis, halkla hicbir baglantisi kalmamis, burokratik bir elit, anti-demokratik bir sekilde artik cok gerilerde kalmis bir Turkiye tablosuna tutunmak istiyor.

Milletin demokrasiye, adalete ve devlete olan guvenini sarsmaya, bolucu unsurlara pirim vermeye kimin hakki var? Artik A.B. icin degil, kendi vatandaslarimizin, ulkemizin sagligi ve gelecegi icin bu dinazorlardan kurtulmanin zamani gelmedi mi?

4.2.06

Siz Kimi Aydinlatiyorsunuz?

Danimarka da baslayan ve tum Avrupa ya yayilan Hz. Muhammed(S.A.V) karikaturleri ile baslatilan kampanya aslinda Bati da ki ozellikle entellektuel kesimin daha once hristiyanligin ve katolik kilisesinin Avrupa daki hakimiyetini yikmak icin baslattiklari "aydinlanma" adina yapilan savasi simdi Islam'a karsi yurutmek istedigini gosteriyor. Bu savas aslinda cok onceden baslatildi ama ozellikle 11 eylul den sonra kamuoyunda bas gosteren radikal Islam korkusundan yararlanilarak hiz kazandi.

Dunyada ki genel maneviyata donus ve Avrupa da sayisi giderek artan musluman gocmenlerin asimile olmayip, degerlerine sahip cikmasi Avrupali laik entellektuellerin ve siyasetcilerin "aydinlanma" ile kazanilanlar elden gidiyor endisesine kapilmasina yol acti. Biz koskoca Katolik klisesininin bilegini buktuk, bir grup cahil musluman bizi engelleyemez, ifade ozgurlugu, demokrasi ve cesaret adina biz istedigimizi yapariz, burasi Avrupa, kulturumuzu, medeniyetimiz kimseye yedirtmeyiz tavri icindeler. Bu entellektueller bir yandan Avrupa da giderek artan irkci soylemleri ve eylemleri kinarken, obur taraftan ayni bagnazlikla Muslumanlari asimile etmek istiyorlar. Soz konusu karikaturlerden birinin Danimarkali cizeri: "Öneri ilk geldiğinde kafamda şüpheler doğdu. Doğrusu, bu tam bir açmaz durumuydu. Eğer öneriyi reddetsem, İslam'a yönelik sansüre uymakta devam eden bir korkak olacaktım. Kabul edersem de, İslam'a karşı sorumsuz bir nefret taciri haline gelecektim." demis ama nedense korkak olmaktansa nefret taciri olmayi secmis. Bu Avrupa daki Islam korkusunun ne kadar buyuk oldugunun bir gostergesi degil ise nedir?

Sahsen Amerikan televizyonunda veya Avrupa basininda Hz. Isa ile ilgili skecler,karikaturler veya seviyesiz espriler gordugumde de uzuluyor ve kiziyordum. Sadece ifade ozgurlugu ve komedi adina bazi degerlerin asagilanmasi, bu degerler ne olursa olsun, ne kadar dogru? Zaten bu gibi olaylar musluman ulkelerdeki, hicbir degere saygi duymayan, yozlasmis batili toplumlar imajini koruklemiyor mu?

Unlu filozof Edmund Burke'un dedigi gibi: "Ozgurluklerin elde edilebilmesi icin sinirli olmasi gerekir." Burdan daha birkac hafta once Pamuk davasi ile ilgili yazimda ifade ozgurlugunu savundum ve hala savunuyorum ama saygi sinirlarini asan, sinirsiz ve yersiz basin ozgurlugunun kime yarari olabilir? Bazi konular sirf bir inat ve prensip meselesi yapilamayacak kadar hassastir ama simartilmis Avrupali entellektueler ise bunu anlayamayacak kadar da kalin kafalidir ne yazik ki. Ozelikle koru korune bagliligi asagilayan bu zihniyet aslinda kendilerin bu tutumlari ile ayni zihniyetin temsilcileri olduklarinin farkinda degiller. Aydinlanma devri kapanali cok oldu ama Voltaire den cok Voltaireciler hala Avrupa basininda, egitiminde ve siyasetinde soz sahibi. Bunlarin Islam kulturune karsi olusturdugu tehdit sinsice oldugundan, acikca Islam'a ve musluman gocmenlere nefret kusanlardan cok daha tehlikeli.

Muslumanlarin bu karikaturlere verdigi tepki ise ne yazik ki cok abartili. Asiri davranislar, siddet gosterileri bu Avrupa'nin orumcek kafali aydinlarina prim vermekte. Ozellikle Avrupa da yasayan Muslumanlarin uzerindeki baskinin artmamasi icin tepkiler daha medeni bir sekilde gosterilmeli. Yine Burke den bir alinti yaparsak: "Adetler, yasalardan daha onemlidir... Bizi yozlastiran ya da saflastiran, sinirlendiren ya da sakinlestiren, kabalastiran veya zariflestiren, hep adetlerimizdir." Muslumanlar, geleneklerine karsi yapilan bu saldiriya Islam terbiyesi ve adetleri icinde cevap verirlerse belki Avrupalilari utanirdirabilirler.

26.1.06

Al Sana Demokrasi!

Merakla beklenen Filistin parlemento secimleri buyuk bir suprizle sonuclandi. A.B. ve A.B.D. nin teror orgutu olarak gordugu Hamas'in ezici bir ustunlukle kazandigi secimler, butun dunyaya sok dalgalari gonderdi. Belki de Filistin tarihindeki ilk ve tek demokratik secimler, diger Ortadogu ulkelerinde de demokratik secimler olursa ne gibi sonuclar cikabileceginin cok onemli bir gostergesi oldu.

Simdi A.B.D. de ki neo-con cevreler Ortadogu ya demokrasi getirme planlarini gozden gecirmek zorunda kalacaklar, ve boylece bolgedeki diktatorlerin eline yeni kozlar gececek. A.B.D. nin Ortadogu da gercekten idealist bir dis politika izleyip izlemedigini ve o ozgurluk ve demokrasi nagralarinin gercek olup olmadigini test edecek Filistin secimleri. Baskan Bush simdiden Hamas in silahlarini birakmasi ve Israil i tanimasi icin baski yapiyor ama tabi destekledigi demokratik secimleri elestiremiyor ama hayal kirikligi yuzunden okunuyor. Hamas in silahlarini birakmasi gerektigini soylerken Filistin'i senelerdir yoneten Fatah partisinin de silahli bir kanadi oldugunu unutuyor. Sivilleri Israil ordusu karsisinda savunmasiz olan bir ulkenin silahli militanlari olmasi cok mu sasirtici? Hamas a daha ne gibi baskilar yapilacagini ve Hamas in bu yeni politik rolune ne kadar alisacagi ve nasil davranacagini gelecek gunlerde gorecegiz.

Iste demokrasi boyle birsey, nasil Bush Jr. i iki kez iktidara tasimis ve liberalleri A.B.D yi terk edecek noktaya getirmisse, Filistin de de herkesi mutlu etmeyen ama kabullenmesi gereken bir durum yaratti. Bundan yillar once yine secimler Avusturya da irkci Jorg Heider'i basa getirdiginde de ayni sey olmus ve halkin demokratik istegi A.B. nin"nazifobia"sindan dolayi gormezden gelinmisti.

A.B. ve A.B.D. nin ya Ortadogu'da demokrasiyi tam olarak desteklemesi ya da elini ayagini bolgeden, destegini diktatorlerden cekip, degisimi uzaktan seyretmesi gerekli. Cunku bu ikiyuzluluk bolgede ki demokratik hareketlere darbe vurmakla kalmiyor bolge halklarinin Bati ya olan nefretini de korukluyor.

19.1.06

Iran'in Hakki Iran'a

Nukleer enerji ve silahlar gectigimiz yuzyila damgasini vuran ogelerdi. Butun gelismis ulkelerin nukleer silahlari olmasada, en azindan nukleer enerji santralleri var. Nukleer silahi olmayan Japonya ve Almanya gibi ulkelerin ise bunlari bir kac ay icinde uretebilecek kapasiteleri var. Gelismekte olan ulkeler ise bu trendi biraz gec yakaladi ve nukleer cagin sarkmasini sagladi. Once Kuzey Kore sonra Pakistan ve Hindistan nukleer silahlarina kavustu, simdi ise Iran bu ozel klube girebilmek icin sanci cekiyor.

Enerjinin giderek onem kazandigi gelisen ve buyuyen dunyamizda Turkiye dahil herkesin nukleer enerji opsiyonunu goz onunde bulundurmasi gerekli. Hatta Rusya-Ukrayna arasinda ki dogalgaz krizinden sonra iki kez dusunmesi gerekli. Belki Iran in nukleer amaclarini masumane gormek yanlis olabilir ama Iran da herkes gibi farkinda ki petrol ve dogalgaz rezervleri sonsuz degil.

Iran in yanlisi ise cok kritik bir zamanda cok radikal bir Cumhurbaskani secerek, aciklamalar ve tavirlariyla tansiyonu arttirmis olmasi. Belki A.B.D. nin Irak'da sikistigini, Kuzey Kore ye karsi birsey yapamadigini gorup, firsat bu firsattir diye dusunuyor olabilirler. Unutmamalari gereken sey ise su anda belirsiz bir durumda olsa da seksenlerde oldugu gibi Iran in nukleer kapasite kazanmasina en sert cikan Israil olacaktir ve 1981 de Irak'a yaptigi gibi A.B.D. 'nin onayi ile bu kez Iran in nukleer tesislerini vurabilirler.

Her ne kadar nukleer silah konusundaki cifte standarta karsi ciksamda Iran gibi fanatik ve radikal guclerin iktidarda oldugu bir ulkenin nukleer silah uretme kapasitesini kazanmasi baska ulkeler kadar Turkiyeyi de endiselendirmelidir. Nukleer silah sahibi olmak icin illa A.B.D. nin muttefiki olmak gerekmemelidir, ancak uluslararasi konjokture saygi duymayan ve komsularini tehdit eden bir ulkenin de cizgisini degistirmeden bu hakkini kullanmasi ozellikle menzil icinde ki ulkeler icin cok tehlikeli bir hal alabilir. Bu kucuk ihtimal bile Turkiye'nin nukleer stratejisini, eger varsa tabi, gozden gecirmesini gerektirir.

24.12.05

Pamuk Davasi ve Kemalistlerin Medeni Turkiyesi

Gecen gun yine televizyon da inanilmaz goruntuler vardi. Bu halimizle biz birakin AB ye girmeyi nasil insan haklarina saygili bir ulke olacagiz diye dusunduren goruntuler. Evet, Orhan Pamuk davasindan bahsediyorum.

Ben cok AB meraklisi oldugumdan veya Orhan Pamuk un sozlerine katildigimdan degil, ozellikle hukumet tarafindan inandirilmak istedigimiz insan haklarina saygili, demokratik ve medeni Turkiye nin gerceklerini gostermesi acisindan bu olayi cok carpici buldum. Muhtemelen bir avuc insanin provakasyonu sonucu olmus olan bir olay olabilir ama nedense Turkiye de bu tur olaylar siklikla ceyran etmekte ve halkimizin degisimden rahatsiz olan kesiminden destek gormekte.

Gecen sene savas alanina donen CHP kongresinden sonra da ayni seyleri yazmistim. Toplumumuz hala siddetle yogruluyor, provakasyonlara cok acik ve hosgoru yok denilecek kadar azalmis durumda. Bu sadece sozde Ermeni soykirimi gibi hassas siyasi konularda degil, yakin zamanda Dunya Kupasi elemelerinde Isvicre ile yaptigimiz karsilasmada da goruldu.
Turkiye cok hizli bir degisimden geciyor ve bircok vatandasimiz bu degisimin sancilarini cekiyor, provakasyonlara geliyor, burokrasimiz ayak diretiyor.

Bu goruntuler bir kez daha gosterdi ki degisimi hazmedemeyen cevreler ozellikle yargi sistemimizde direnise gecmis durumdalar. Hala tek parti donemi, soguk savas ve askeri darbelerin etkisinde olan yargiclarimiz, savcilarimiz ne dunyanin ne de Turkiye nin degisen kosullarina ayak uydurabilmis durumda degil. Yasalarin degistirilmesine ragmen hala cagdisi kalmis bir zihniyetle, takdir haklarini ve yorumlarini, uzulerek soyluyorum ki, fasizan,yasakci ve korkak bir sekilde kullaniyorlar. Basortusu veya baska adetlerimizin yurtdisinda ki imajimizi zedeledigini soyleyenler lutfen once Pamuk davasinin cikisindaki goruntulere baksin sonra da adalet sistemimizin icler acisi durumuna. Bu tarz olaylar sadece bizim yurdisinda ki itibarimizi zedelemekle kalmiyor, degisimi kucaklayan, bekleyen vatandaslarimizin da devlete ve yargiya olan guvenini kaybetmesine yol aciyor.


Son sozum ise bu protestoyu duzenleyenler arasinda olan ve yargimizin icinde yuva yapmis olan Kemalistlere: Ataturk un dedigi gibi "muasir medeniyetler" seviyesine gelmemiz icin giyimimizi, muzigimizi, sanatimizi degistirmek, alis-veris merkezlerimizi, kuluplerimizi modernize edip, bati adetlerini taklit etmek yerine, millet olarak once insana sonra da dusunceye saygiyi ogrenmemiz lazim.

17.12.05

Makedonya resmen AB adayi oldu.

2004 yılında üyelik başvurusunda bulunan Makedonya resmen AB adayı oldu. Nedense bu çok önemli gelişme Türkiye'de satır aralarında geçiştirildi. Oysa üyelik sürecine Türkiye'den sonra başlayan ne kadar çok ülke olursa bizim için o kadar iyi, çünkü AB'nin mevcut sınırları dışında da genişlemeye hevesli olduğunu, var olanla yetinmeyeceğini gösteriyor. Makedonya'nın üyelik müzakerelerine başlaması birkaç yılı bulur. Ufak bir ülke olduğu için üç dört senede müzakereleri bitirmesi mümkün. Böylelikle Türkiye'yle eşzamanlı olarak AB üyesi olması mümkün. Tabi Bulgaristan, Makedonya ve inşallah bir gün Bosna Hersek ve Arnavutluk gibi Balkan ülkelerinin AB'ye üyeliği çok güzel gelişmeler. Böylece bu Balkan ülkelerinin hem varlığı ve istikrarı garantiye alınmış oluyor, hem de Türkiye ile aynı ekonomik ve siyasi birliğin içine yerleşiyor bu eski Osmanlı memleketleri. Bulgaristan ve Makedonya'da oldukça ciddi Türk ve Müslüman azınlıklar olduğunu, Bosna ve Arnavutluk'ta ise en yaygın dinin İslam olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Yeni Osmanlıcılık AB içinde hayat bulabilir. Bu sözümü copyright'ı ile beraber bir kenara yazın...


http://www.hurriyet.com.tr/dunya/3667969.asp?gid=69
18 Aralık 2005
AB’den Makedonya’ya aday ülke statüsüAB devlet ve hükümet başkanlarını Brüksel’de biraraya getiren AB zirvesinde Makedonya’ya aday ülke statüsü verilmesi onaylandı. AB’ye tam üyelik başvurusunu 22 Mart 2004 tarihinde yapan 2 milyon nüfuslu Makedonya’nın talebine ilişkin görüşünü geçen ay resmen açıklayan yürütme organı Komisyon, karar organı olan AB Konseyi’ne, bu ülkeye adaylık statüsü vermesini, tam üyelik müzakerelerinin ise katılım kriterlerine uyumun yeterli bir düzeye erişmesiyle başlatılmasını tavsiye etti. AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Makedonya’nın, yaşadığı büyük krizlerin ardından bugün istikrarlı bir demokrasi haline geldiğini, büyük çaba gösterdiğini, AB’ye uyum yolunda da büyük adımlar attığını söyledi.

10.12.05

Israil de Neler Oluyor?

Israil in Gazze Seridinden cekilme karari almasi ile baslayan ve Israil siyasetini kaynayan bir kazana donusturen politik kriz, supriz ustune suprizlerle devam ediyor. Ariel Saron'un aldigi Gaze Seridinden cekilme kararini taktiksel bir hamle olarak ve suphe ile karsilayanlar Saron un kurucularindan oldugu Likud partisinden ayrilip kalici bir baristan yana yeni bir parti kurmasi ile durumu nasil degerlendireceklerini sasirdilar.

Tabi Saron un baris yanlisi olmasina inanmak onun gecmisine bakinca cok daha zorlasiyor. Israil ordusunda ki gorevi sirasinda Filistinlilere karsi bircok operasyon da bulunan, Lubnan da ki Filistin kamplarinda katliamlar yaparak insanlik sucu isleyen, Mescid-i Aksa yi ziyaret etmesi bile ikinci bir intifadayi baslatan bir liderin niyeti konusunda supheci olmak o kadar da yadirganacak bir durum degil.

Yalniz gectigimiz hafta Nobel Baris odullu ve Israil-Filistin baris gorusmelerinin bas aktorlerinden Simon Peres in Isci Partisinden ayrildigini ve Saron un yeni kurdugu Kadim Partisini destekleyecegini aciklamasi ikinci bir sok dalgasi yaratti. Peres in Saron a verdigi bu destek bu yeni partinin kredibilitesini de arttirdi. Hem Gazze Seridinden cekilmesi hem de bu son politik manevrasi ile ozellikle Israil disinda ki yahudi toplumundan tepki goren ve adeta vatan haini ilan edilen Saron'un yurticinde ise popularitesi giderek artiyor. Son yapilan kamuoyu yoklamalarinda Kadim onde giderken, Saron'un eski partisi Likud da buyuk bir oy kaybi gozukuyor.

Temmenimiz bunun sadece iktidar da kalmak icin siyasi bir manevra olmayip Saron un Siyonist goruslerinden vazgecip samimi bir donusum gecirerek gecmisi geride birakip kendini gercekten barisa adamis olmasidir. Son yillarda Israil toplumunda kutuplasmalara yol acan olaylara ragmen Turkiye gibi Israil 'in de ilimli merkeze yonelimi, artik cok gecikmis kalici bir Israil-Filistin barisi acisindan gercekten umut verici ama tabi ki herseyi zaman gosterecek.